Çarşamba, Eylül 23, 2020

Tarih Boyunca İltica

Göz atınız!

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre...
- Advertisement -

Tarih Boyunca İltica
İltica, Arapça kökenli bir kelime olup, “sığınma” anlamına gelmektedir. İltica, yani “sığınma,, kavramının tarihsel bir geçmişe dayandığı bilinmelidir. İnsanı toprağından eden nedenlerin insanlık tarihi kadar eski olduğu göz önünde bulundurulursa sığınma olgusunun ne kadar uzun bir geçmişe dayanmış olabileceği anlaşılabilecektir.
Bir görüşe göre sığınma olgusu ve mültecilik kavramı en az 3500 yıldan beri varlığını sürdürmektedir ve çok değişik biçimlerde eski toplumların yazıtlarında, kutsal kitaplarında bu olguya ilişkin izler mevcuttur. Hatta mültecilerin korunmasına ilişkin düzenlemelere bu dönemlerdeki yazıtlarda (örneğin Aztek yazıtlarında) dahi rastlamak mümkündür1. Benzer örneklere Roma‘da, Eski Yunandaki site şehirlerinde, Ortaçağ Avrupa‘sında, İslam tarihinde ilk inananların üzerindeki baskıların zulüm boyutuna ulaştığı bir zamanda başta Habeşistan‘a sığınmalarında, sonrasında Medine‘ye hicretlerinde de rastlanmaktadır.
Anadolu, yüzyıllardan bu yana hep bir iltica, sığınılacak güvenli bir liman olmuştur. Hitit Kralı bir ülke ile yaptığı antlaşmada, antlaşmaya taraf olan ülkeden kendi ülkesine gelen bir mültecinin geri gönderilemeyeceğini ifade etmiştir. Bir başka Hitit Kralı, Kral Urhi-Teshup amcası tarafından tahttan uzaklaştırılmış ve Mısır‘a mülteci olarak gönderilmiştir. Macaristan’da egemenlik kurmaya çalışan Hasburg ailesinin baskıcı politikalarına karşı yürütülen direnişin önderlerinden Thököly İmre’nin 1699’da eşiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’na iltica etmesi sadece örneklerden birisidir.
Kuşkusuz, Poltava Savaşında Ruslara yenilerek kaçıp Osmanlı’ya sığınan İsveç Kralı 12. Karl, olayı ilginç bir sığınma örneğidir. Bu sığınmacıyı Rusların istemesine rağmen iade etmeyen ve uzun süre Osmanlı topraklarında kaldığı için “Demirbaş Şarl” lakabı verilen 12. Karl’ı ele geçirmek için Rusya Osmanlı topraklarına girmiş, Prut nehri yakınlarında iki ordu savaşmış, 1711’de yapılan Prut Antlaşmasında Osmanlı aleyhine hükümler bulunsa da İsveç Kralının ülkesine sağ-salim dönmesi ve buna Rusların engel olmaması özel bir madde ile şart koşulmuştur. Yine, yukarıda anıldığı gibi İspanya’dan kaçan Museviler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğundan kaçan Macar mülteciler, 1859-1922 yılları arasında Kafkaslar ve Kırım’dan kaçan ve sayıları dört milyonu bulan Çerkez ve Tatar mülteciler kitlesel mülteci akınları olarak sayılabilir. 1920 yılında özellikle Bolşevik İhtilalinden sonra kaçan 65.000 kadar Rus’la değişik bölgelerden kaçan Rum ve Ermeniler ile birlikte İstanbul’a sığınan toplam nüfus 100.000 kadar tahmin edilmektedir.
1830 Polonya ihtilal liderlerinden Prens Adam Czartorski’nin Çarlık Rusya’sına karşı yürüttüğü mücadele başanlı olamayınca 1841 yılında İstanbul’a gelmiş ve burada bir büro kurarak Polonya’dan kaçan siyaset adamları ile askerleri birleştirmeye çalışmıştır. Prens Adam Czartorski İstanbul’daki Polenezköy’ü kurmuş ve bu araziye 1856 yılında Polonya’dan gelenleri yerleştirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında ülkeden kaçma ve başka bir ülkeye sığınma olayına en çarpıcı örnek ise; Cem Sultan olayıdır. 2. Beyazıt’ın kardeşi olan Cem Sultan, ağabeyi ile saltanatı paylaşmak istemiş, kabul edilmeyince 2. Beyazıt ile savaşmış ve yenilerek ilk önce Mısır’a daha sonra Rodos Şövalyelerine
sığınmıştır. 13 yıl gibi bir süre Avrupa’da esaret hayatı çeken mülteci Cem Sultan’ın cesedi devletler arasında çekişmelere neden olmuştur2.
Bir başka görüşe göre ise iltica (sığınma) olgusu ve mülteci kavramı, M.Ö 2000’li yıllara kadar dayanmaktadır. Sınırların kesin ve belirgin hatlarla belirlenmediği bu erken dönemlerde dahi söz konusu kavramlarla karşılaşılması konunun önemini bir kez daha vurgulamaktadır.
Yakın döneme ilişkin ilk örneği, 30 Yıl Savaşları ve ardından yaşanan kitlesel hareketler oluşturmakta ise de günümüz gelişmelerine zemin hazırlayan süreç, 20. yüzyılın başında büyük kitlelerin zorunlu göçüne sebebiyet veren Balkan Savaşlan ile başlamaktadır. Birinci Dünya Savaşı ardından, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu nun yıkılmasıyla beraber milyonlarca insan, Avrupa’nın çeşitli bölgelerine sığınmak durumunda kalmıştır. Bu hareketlilik, İkinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde özellikle faşist rejimlerin politikaları ile artarak devam etmiş; söz konusu süreç, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında en üst noktaya ulaşmıştır. İlgili zaman aralığında, Avrupa’da yirmi milyon insanın yer değiştirdiği bilinmektedir.
Bu dönemin ardından, sömürge rejimlerinin ortadan kalkma süreci ile başlayan bağımsızlık hareketleri ve devamında kurulan devletlerin sınırlan konusunda çıkan uyuşmazlıklar, özellikle Afrika Kıtasında kitlesel nüfus hareketleri ile sonuçlanmıştır. 1980’li yılların sonuna gelindiğinde Afrika, Asya ve Latin Amerika söz konusu hareketlerin görüldüğü başlıca bölgeler olmak üzere ön plana çıkmıştır. 20. Yüzyılın sonlarına doğru ise özellikle soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarındaki artış dünya üzerindeki mülteci sayısının büyük oranda artmasına neden olmuştur. BM rakamlarına göre 2017 yılı itibarıyla Dünyada 65 milyonu aşkın kişi savaşlar ve şiddet nedeniyle evlerini terketmiş durumdadır. Bu, önceki yıla göre 300 bin artış anlamına geliyor. Bu 65 milyon kişiden 22 milyonu da sığınmacı statüsünde olup, her 113 kişiden biri ya mülteci ya da kendi ülkesinde yaşadığı yeri terketmek zorunda kalmıştır3. Dolayısıyla tüm dünyada BMMYK’nın faaliyet alanına giren kişi sayısı 66 milyona ulaşmıştır4.

- Advertisement -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya kaldığından dolayı olabilir.   Başbakanlık Bilgi Edinme...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül Cuma günü, 48 avukat, 7...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan davalar 5237 sayılı Türk Ceza...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre Türkiye’den çıkmış kişileri fişlenmiş olduğu...
- Advertisement -

Daha faza içerik