Cumartesi, Eylül 19, 2020

Sığınma hakkı ve geri gönderilmeme ilkesi

Göz atınız!

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre...
- Advertisement -

1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33 (1). maddesinde
şu ifade yer almaktadır: “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti,
belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da
özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri
göndermeyecek veya iade (“refouler”) etmeyecektir.”

Avrupa’da sığınma konusunun başlangıç noktası, gnümüzde Vasıflandırma Yönetmeliği (2011/95/EU) yoluyla AB hukukuna geniş kapsamda dâhil edilmiş olan, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek 1967 Protokolü’dür. 1951 Cenevre Sözleşmesi, mültecilerin haklarına ilişkin olarak hazırlanmış bir sözleşmedir.
Geri gönderilmeme ilkesi, mültecilerin korunmasında en temel taştır. Bu ilkenin anlamı, prensipte, mültecilerin zulümden korkmaları için bir neden olan bir ülkeye geri gönderilmemeleri gerektiğidir.
Geri göndermeme ilkesi, mültecinin zulüm göreceği menşe ülkeye ya da herhangi
başka bir ülkeye iadesi durumunda geçerlidir. Tüm AB üye ülkeleri ve Avrupa Konseyi,
1951 Cenevre Sözleşmesi’ne taraftır; ancak Türkiye Sözleşme’yi sadece Avrupa’dan
gelen mülteciler için uygulamaktadır. BMMYK, 3.1.1. bölümden 3.1.8. bölüme kadar ve
4.1. bölümde ayrıntılı olarak ele alınmış olan 1951 Cenevre Sözleşmesi kapsamında mülteci
statüsüne karar verilmesine ilişkin prosedür ve kriterler hakkında el kitabı ve rehber
ilkeler çalışmasını hazırlamıştır.
AB hukuku kapsamında, ABİDA’nın 78. maddesi, AB’nin “geri gönderilmeme ilkesine
uygunluğu sağlayarak” sığınma, ikincil koruma ve geçici koruma için bir politika geliştirmesini
şart koşmaktadır. Bu politika, [1951 Cenevre Sözleşmesi ve Protokolü]’ne ve
AİHS’ye, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi (BMÇHS)’ne, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayri
İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (İKBMS)’
ye, MSHUS’ye ve ESKHUS gibi diğer ilgili sözleşmelere uygun olmalıdır. AB sığınma
mevzuatının öngördüğü tedbirler, Dublin Tüzüğü ((EU) 604/2013 sayılı Tüzük), Vasıflandırma
Yönetmeliği (2011/95/EU), Sığınma Prosedürü Yönetmeliği (2013/32/EU) Kabul Koşulları Yönetmeliği (2013/33/EU) dâhil olmak üzere bu politika uyarınca kabul edilmiştir.
Tüm bu belgeler tadil edilmiştir. Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık; AB mevzuatına
ya hiç bağlı değillerdir veya sadece kısmen bağlılardır (bkz. Ek 1).

Örnek: Salahadin Abdulla ve diğerleri davasında ABAD, Vasıflandırma Yönetmeliği’ni
uygularken şunun altını çizmiştir: “Yönetmeliğin giriş bölümündeki 3., 16. ve
17. beyanlarda Cenevre Sözleşmesi’nin mültecilerin korunmasına ilişkin uluslararası
yasal düzenin mihenk taşını oluşturduğu ve kimin mülteci statüsü alabileceğini
tespit eden yönetmelik hükümlerinin ve bunların içeriklerinin, üye ülkelerin yetkili
makamlarına, bu sözleşmeyi ortak kavramları ve kriterleri temel alarak uygulamaları
konusunda rehberlik etmek amacıyla kabul edildiği aşikardır.”
2011 yılında yenilenen Vasıflandırma Yönetmeliği, AB hukukuna kişilerin mülteci veya
uluslararası koruma ihtiyacında olan kişi olarak tanınması için birtakım ortak standartlar
getirmiştir. Bu yönetmelik, sözkonusu koruma ile ilgili haklar ve görevler öngörmüştür.
1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesinde yer alan geri göndermeme ilkesi bu korumanın
temel unsurlarından biridir.
Bununla birlikte, ne 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesi ne de Vasıflandırma
Yönetmeliği’nin 17. ve 21. maddeleri, geri gönderilmeyi mutlak şekilde yasaklamamaktadır.
Bu maddeler oldukça istisnai koşullarda, örneğin bir mültecinin ev sahibi ülkenin
güvenliği için tehdit oluşturduğu ya da ciddi bir suç işledikten sonra toplum için tehlike
arz ettiği durumda ihraç edilmesine olanak tanımaktadır.
AB Temel Haklar Şartı’nın 18. maddesi, geri göndermeme ilkesi ile uyumlu olan sığınma
hakkını garanti altına almaktadır. Şart’ın 19. maddesi hiç kimsenin ölüm cezası, işkence
veya diğer insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalacağı bir
ülkeye gönderilmek üzere ihraç edilemeyeceğini, sınır dışı edilemeyeceğini veya iade
edilemeyeceğini öngörmektedir. Şart’ın açıklamasında, 19 (2). maddesinin AİHM’nin,
AİHS’nin 3. maddesi ile ilgili içtihadını içerdiği belirtilmektedir. Bu itibarla, AB hukuku kapsamında, bir kişinin Geri Dönüş Yönetmeliği (2008/115/EC) uyarınca herhangi bir şekilde ihraç edilmesi ya da Dublin Tüzüğü uyarınca başka bir AB üye ülkesine transfer edilmesi, sığınma hakkı ve geri göndermeme ilkesi ile uyumlu olmalıdır.
AİHS kapsamında, AİHS’nin 2. ve 3. maddeleri, bu hükümlerden herhangi birine aykırı
olacak bir muameleye maruz kalma riskiyle karşılaşacak bir kişinin herhangi bir şekilde
iade edilmesini kesinlikle yasaklamaktadır. Bu, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde ortaya
koyulan temel gerekçelerden biri olan zulüm görme riskinden farklıdır.
AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin demokratik bir toplumun temel değerlerinden birini içerdiğine
ve mağdurun davranışı her ne kadar istenmeyen ve tehlikeli nitelikte olursa olsun,
mutlak şekilde işkenceyi veya insanlık dışı veya aşağılayıcı davranışı veya cezalandırmayı
yasakladığına karar vermiştir. 3. madde uyarınca, ilgili kişinin iade edildiği ülkede
işkence veya insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalacağına
dair gerçek bir riskin olduğuna inanmak için sağlam temeller gösterilmiş iken, bu kişinin
sınır dışı edilmesinden devlet sorumlu olacaktır.

Örnek: Saadi / İtalya davasında, başvuru sahibi, Tunus’ta bulunmadığı sırada, bu
ülkede terörist örgüt üyesi olmak suçuyla 20 yıl hapis cezasına çarptırılan bir Tunus
vatandaşıdır. Başvuru sahibi İtalya’da da komplo sebebiyle hüküm giymiştir. Mahkeme,
başvuru sahibinin toplum için muhtemelen ciddi bir tehdit oluşturmasının,
hiçbir şekilde, sınır dışı edilmesi halinde yaşayabileceği kötü muamele riskini azaltmadığını
dikkate almıştır. Ayrıca, güvenilir insan hakları raporları, özellikle terör suçlarından
hüküm giymiş olanlar olmak üzere, Tunus’ta mahkumlara kötü muamele
edildiğini rapor etmişlerdir. Bu davada sunulan diplomatik güvenceler de bu riski
ortadan kaldırmamaktadır. Mahkeme bu nedenle, başvuru sahibinin Tunus’a gönderilmek
üzere sınır dışı edilmesi durumunda 3. maddeye aykırı muameleye maruz
kalacağına dair gerçek bir riskin olduğuna inanmak için ciddi sebeplerin bulunduğuna
karar vermiştir.

Örnek: Abdulle / Adalet Bakanı davasında, Malta asliye hukuk mahkemesi sığınmacıların, hapse atılıp işkence gördükleri Libya’ya gönderilmelerinin hem AİHS’nin 3. maddesini hem de Malta anayasasının 36. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir.

- Advertisement -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya kaldığından dolayı olabilir.   Başbakanlık Bilgi Edinme...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül Cuma günü, 48 avukat, 7...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan davalar 5237 sayılı Türk Ceza...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre Türkiye’den çıkmış kişileri fişlenmiş olduğu...
- Advertisement -

Daha faza içerik