Cuma, Eylül 25, 2020

İLTİCA TALEPLERİNDE İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ NASILDIR

Göz atınız!

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre...
- Advertisement -

GİRİŞ

1. Bu bilgi notu bir iltica talebinin kabulü için gerekli kanıt derecesine ilişkin temel            kavramları açıklamak üzere hazırlanmıştır.

  1. Mülteci statüsünün belirlenmesine ilişkin usüller ilticayla ilgili uluslararası metinlerde özel olarak düzenlenmemiştir. Bu usullerin, tabii olarak, idari veya adli olması gerektiği ya da bir tahkikat veya savunmanın sözkonusu olması gerektiği yönünde özel bir gereklilik yoktur. Bununla birlikte, mültecinin statüsünün belirlenmesi için hangi mekanizma kullanılırsa kullanılsın, karar mercii nihai kararını kişinin “haklı nedenlere dayanan zulüm korkusu” taşıyıp taşımadığını belirlemek için öne sürdüğü iddiayi değerlendirerek vermektedir.
  2. Iltica taleplerinin incelenmesinde, sığınmacıların özel durumları göz önünde bulundurulmalı ve mülteci statüsünün belirlenmesi işleminin sonuçta insani bir amaç taşıdığı akılda tutulmalıdır. Bu temelde mülteci statüsünün belirlenmesi bir kişinin mülteci olduğunu kesin olarak belirlemek değil o kişinin mülteci olma ihtimalini belirlemek anlamına gelmektedir. Bununla birlikte, her ihtimal derecesi mülteci statüsünü oluşturmaya yeterli değildir. Buradaki anahtar soru başvuranın mülteci statüsü için göstermek zorunda olduğu ihtimal derecesinin ortaya konup konmadığıdır.
  3. “Ispat yükü” ve “ispat standardı” terimleri, örf ve adet hukukunun olduğu ülkelerde ispat hukuku bağlamında kullanılan hukuki terimlerdir. Iltica taleplerinin karara bağlanmasında karmaşık sistemleri bulunan bu ülkelerde hukuki tartışmalar başvuranın mülteci olup olmadığını gösterecek gerekli “standarda” uygun olup olmadığı konusu çevresinde dönebilir. Ispat yükü konusu Roma hukuku temeline dayanan ülkelerde de sözkonusu iken, ispat standardı konusu tartışılmamakta ve örf ve adet hukukunun olduğu ülkelerle aynı tarzda ortaya çıkmamaktadır. Medeni hukuk sistemlerinde uygulanan ilke ispat hürriyeti (liberté de la preuve) ilkesidir. Buna göre başvuru sahibinin öne sürdüğü iddiaları desteklemek için getirilen kanıtlar hakimde, iddiaların doğruluğu yönünde derin kanaat (intime conviction) uyandırmalıdır. 10 Bununla birlikte, bazı örf ve adet hukuku terimleri teknik olup belirli ülkeler için özel bir mana taşıyor olsa da, kanıtlara ilişkin bu standartlar BMMYK dahil her yerde iltica taleplerinin kanıtlanması için yaygın biçimde kullanılmışlardır. Bu sebepten dolayı, burada belirtilen ilkeler genel olarak tüm iltica taleplerinde uygulanabilir nitelikte kabul edilmelidir.
  4. ISPAT YÜKÜ
  5. Iltica talebini destekleyen gerçekler, iddia edilen gerçeklerin kanıtlarının gösterilmesiyle temellendirilir. Kanıt sözlu ya da belgeye dayalı olabilir. Bu iddia olunan gerçekleri olumlu olarak ispatlayacak kanıt getirme gerekliliğine “ispat yükü” denir.
  6. Kanıt hukukunun genel ilkelerine göre ispat yükü iddiayı ortaya koyan kişiye düşmektedir. Bu şekilde iltica taleplerinde iddialarının gerçekliğini ve talebini dayandırdığı bilgilerin doğruluğunu sağlama yükümlülüğü başvurana aittir. Başvuru sahibi iddiasıyla ilgili olayları doğru şekilde anlatarak ve bu şekilde doğru bir karara ulaşılmasını sağlayarak ispat yükünü yerine getirir. Karar mercii de mültecinin durumunun özelliklerini gözönüne alarak, ilgili olayları değerlendirme ve doğrulama görevini paylaşır12. Bu da geniş ölçüde karar merciinin ilgili menşei ülkesindeki objektif durum ve genel konular hakkında bilgi sahibi olması, başvuru sahibini doğru bilgileri sağlaması konusunda yönlendirmesi ve iddia olunan olayların doğruluğunu tespit etmesiyle sağlanır.

III. ISPAT STANDARDI – GENEL ÇERÇEVE VE TANIM

  1. Başvuru sahibinin iddiasını destekleyecek olayları ispatlama sorumluluğu bağlamında, ispat standardı terimi başvuranın karar merciini iddialarının doğruluğuna ikna edebilmek için ulaşması gereken eşiği ifade etmektedir. Ispatlanması gereken olaylar, başvuranın, zulüm korkusuna ve bunun sonucunda menşei ülkesinin korumasından yararlanmayı istememesine yol açan geçmiş hayat deneyimlerine ilişkin olanlardır.
  2. Örf ve adet hukukunun uygulandığı ülkelerde ceza soruşturmalarına ilişkin kanıt hukuku davanın şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanmasını gerektirmektedir. Hukuk davalarında, bu yüksek standart gerekli değildir; bunun yerine hakim davayı bir “ihtimaller dengesi” temelinde karara bağlar. Benzer şekilde iltica taleplerinde de, karar merciinin öne sürülen her iddianın doğruluğuna tamamen ikna olması gibi bir şart yoktur. Başvuru sahibinin iddiası inandırıcı görünüyorsa karar mercii, ortaya konan kanıtlara ve başvuru sahibinin ifadelerinin doğruluğuna dayanarak kararını verir.
  3. Tabii ki başvuru sahibi gerçeği söylemekle yükümlüdür. Ancak bunu söylerken, başvuru sahibinin travmatik deneyimlerden ötürü rahat konuşamayabileceği; veya geçen zaman ya da geçmişte yaşanan olayların yoğunluğuna bağlı olarak her ayrıntıyı hatırlayamayabileceği veya karıştırabileceği ve bu yüzden olayları detaylandırmada net olamayabileceği akılda tutulmalıdır. Bütün tarihleri ya da küçük detayları hatırlamada yetersizlikler, ufak tutarsızlıklar, önemsiz bazı belirsizlikler ya da hatalı ifadeler nihai değerlendirmede göz önüne alınmalı fakat kararı belirleyen faktörler olarak kullanılmamalıdır.
  4. Başvuru sahibinin ifadelerini destekleyecek doğrulayıcı kanıtların bulunması, anlatılanların doğruluğunu kuvvetlendirir. Öte yandan sığınmacıların özel durumları gözönüne alınarak, gerekli tüm kanıtları sağlamaları istenmemelidir. Özellikle de sığınmacıların çoğunlukla şahsi evraklarını yanlarına alamadan kaçtıkları hatırlanmalıdır. Bu yüzden sözlü ifadeleri destekleyecek belgesel kanıtların ortaya konamaması, eğer ifadeler bilinen gerçeklerle tutarlılık içindeyse ve başvuranın genel inandırıcılığı da iyiyse, talebin kabulünü engellememelidir.
  5. Başvuranın genel inandırıcılığı değerlendirilirken, karar mercii anlatılan olayların akla yatkınlığı, başvuranın hikayesinin bütünlüğü ve tutarlılığı, başvuranın ifadelerini desteklemek üzere ortaya koyduğu doğrulayıcı kanıtlar, genel bilgilerle tutarlılık ya da genel olarak bilinen gerçekler ve menşei ülkesindeki durum hakkındaki bilgiler gibi faktörleri gözönünde bulundurmalıdır. Inandırıcılık, başvuru sahibinin uyumlu ve makul olan ve genel olarak bilinen gerçeklerle çelişkili olmayan ve bu şekilde inanılabilir olan bir talep ortaya koyduğu noktada gerçekleşir.
  6. “Şüphenin ilgili lehine yorumlanması” terimi başvuranın iddialarına ilişkin ispat standardı bağlamında kullanılır.14 Iltica taleplerinde başvuranın, karar merciinin tüm iddiaların tamamen doğru olduğuna inanmasını sağlayacak ölçüde tüm olayları kanıtlama zorunluluğu olmadığı gözönünde bulundurulduğunda, karar verenin kafasında başvuranın iddialarına ilişkin bir şüphe unsuru olması normaldir. Karar mercii başvuranın hikayesinin bir bütün olarak uyumlu ve inanılır olduğunu düşündüğünde, başvuru sahibi “şüphenin ilgili lehine yorumlanması” ilkesinden yararlandırılmalıdır.
  7. ZULÜM KORKUSUNUN HAKLILIĞININ TESPITINDE ISPAT STANDARDI
  8. “Haklı bir nedene dayanan zulüm korkusu” cümlesi, mülteci tanımlamasındaki anahtar cümledir. Her ne kadar “haklı nedene dayanan korku” deyimi biri subjektif (korku) diğeri de objektif (haklı neden) olmak üzere iki unsur içerse de, bu iki unsur beraber değerlendirilmelidir.
  9. Bu bağlamda “korku” terimi kişinin zulme maruz kalacağını tahmin etmesi veya buna inanması anlamına gelmektedir. Bu da geniş ölçüde kişinin ayrıldığı zamanki ruh halinin ne olduğuyla belirlenir. Normalde, başvuru sahibinin ifadesi, bu noktada şüphe oluşturacak herhangi ciddi bir unsur olmadığı varsayımından hareketle, korku mevcudiyetinin önemli göstergesi olarak kabul edilir. Başvuran ayrıca öne sürdüğü korkunun haklı bir nedene dayandığını göstermelidir.
  10. Sözleşmenin hazırlık geçmişi bu konuda oldukça bilgilendiricidir. IRO (Uluslararası Müteci Örgütü) Şartı Ek I’de atıf yapılan “mülteci” kategorilerinden biri de “ülkelerine dönme konusunda geçerli itirazlar bildiren” kişilerdir. Burada “geçerli itiraz” geçerli zulüm nedenlerine dayanan zulüm ya da zulüm korkusu olarak tanımlanmaktadır. IRO Elkitabında “geçerli nedenler”in başvuranın “zulümden korkma nedenlerini inandırıcı ve uyumlu şekilde ifade etmesi” anlamında anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Vatansızlar ve Ilgili Sorunlar Komitesi IRO Kurucu yasasının getirdiği tabiri kullanmak yerine “haklı nedene dayanan zulüm korkusu” ibaresini kabul etmiştir. Nihai Raporunda bu konuda yaptığı yourumunda Komite “haklı nedene dayanan korkunun” kişinin zulümden korkma konusunda “iyi bir sebep” gösterebilmesi anlamına geldiğini belirtmiştir.

(c) Eşik

  1. Elkitabı, başvuru sahibi “menşei ülkesinde devamlı kalışının tahammül edilmez hale geldiğini makul bir derecede ortaya koyabilirse” zulüm korkusunun haklı nedenlere dayandığı kabul edilmelidir demektedir.
  2. Örf ve adet hukukunun uygulandığı ülkelerde iltica talebinin haklı nedene dayanıp dayanmadığının tespitinde hangi ispat standardının uygulanacağı konusunda önemli bir içtima bütünü oluşmuştur. Bu içtimalar, geniş ölçüde, iddianın haklılığının nihai olarak şüphe bırakmayacak şekilde ispatlanması ve hatta zulüm riskinin kuvvetle muhtemel olduğunun kanıtlanması gerekliliğinin olmadığı yönündeki görüşü desteklemektedir. Iddianın haklı nedene dayandığını göstermek için, zulmün makul derecede mümkün olduğunun ispatlanması gerekmektedir. Ekte bazı ülkelerde bu konuda verilen yargı kararları gözden geçirilmiştir.

 (d) Korkunun haklı temele dayanıp dayanmadığını değerlendirmede göstergeler

  1. Zulüm riskinin değerlendirilmesi bir yandan doğası itibariyle ileriye yönelik ve bu yüzden spekülatif bir işlemken, böyle bir değerlendirme başvuranın şahsi durumunu olduğu kadar menşei ülkesindeki duruma ilişkin öğeleri de gözönüne alan bir olay incelemesine dayalı olarak yapılmalıdır.
  2.  Başvuranın şahsi durumu onun geçmiş yaşantısı, tecrübeleri, kişiliği ve kendisini zulme maruz bırakacak diğer kişisel faktörleri içerir. Özellikle de başvuru sahibinin daha önce zulme ya da başka türlü kötü muameleye maruz kalıp kalmadığı ve başvuranın yakınları ve arkadaşlarının yaşadıklarının yanında başvuranla aynı durumdaki kişilerin akıbeti, hesaba katılması gereken faktörlerdir. 17 Menşei ülkesindeki duruma ilişkin faktörler arasında da genel sosyal ve siyasi şartlar, ülkenin insan hakları durumu ve sicili, mevzuatı, zulme sebebiyet veren kurumların politika ya da uygulamaları özellikle de başvuranla aynı durumdaki insanlara karşı davranışları sayılabilir. Geçmişte yaşanan zulüm ya da kötü muamele gelecekte de bir zulüm riski oluşabileceğine dair pozitif bir değerlendirme şansını öne çıkarırken, bunun yokluğu karar üzerinde etkili bir faktör değildir. Aynı şekilde, geçmişte zulüm yaşanmış olması gerçeği zulmün, özellikle de menşei ülkesinin şartlarında önemli bir değişikliğin olduğu durumlarda tekrarlanacağı anlamına gelmez.
  3. Kanıtlar açısından bakacak olursak, iltica talepleri ceza davalarıyla ya da hukuk davalarıyla benzerlik göstermezler. Ortaya konan sübjektif iddiaların ispatlanması güçtür ve inandırıcılığa dair bir karar kesin gerçeklere dayanmayacaktır. Karar mercii çoğunlukla tamamen başvuranın sözlü ifadelerine dayanmak zorunda kalacak ve menşei ülkesindeki objektif durumun ışığında bir değerlendirme yapacaktır.
  4. Zulüm korkusunun haklı nedene dayanıp dayanmadığına ilişkin olarak, bu öğenin değerlendirilmesi tabiatı itibariyle spekülatif olmakla birlikte tamamen tahmini değildir ve katı hukuki sonuçlar çıkarma noktasına da gelmez. Bir olayın meydana gelme ‘ihtimal’ ya da ‘olasılığının’ üzerinde karara varılması ikisinin arasında bir yerdedir (ne tahmine ne de katı hukuki sonuçlara dayalı) ve geçerli bir temele dayalı olarak savunulabilir olmalıdır.
  5. Elkitabında belirtilen şu ilkeyi gözönüne almak uygun olacaktır: Dosyayı inceleyen kişinin başvuru sahibi hakkındaki kişisel izlenimi ve dosyadaki verilerden çıkardığı sonuç bir insan hayatını etkileyeceğinden, kriterleri adil bir şekilde anlayışla uygulamalıdır. 18 Bu bağlamda başvuranın bireysel mizacı, kişiliği ve karakterinin, kendisinin zulme maruz kalma riski ihtimalinin değerlendirilmesinde faktörler oluşturabilmeleri ölçüsünde ilintili oldukları not edilmelidir.
- Advertisement -

3 YORUMLAR

  1. Ben almanyada indim benim pasaport sahte sadece foto benim ısricrede iltica etim almanyada parmak izim yok sadece yolguzergahin biletleri bende yakalandi beni almanyaya geri ifade ederlermi

    • Edebilirler.
      1-Ne kadar oldu basvuru yapali?
      2-Yol mülakatina girdiniz mi?
      3-Size Dublinle alakali birsey söylediler mi, ”hakkinizda Dublin uygulanabilir” vb. gibi?

      basvurunuzdan kisa bir süre sonra Dublinle ilgili yazi gelmezse, size tebligat yapiömazsa genelde Dublin uygulanmayacak demektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya kaldığından dolayı olabilir.   Başbakanlık Bilgi Edinme...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül Cuma günü, 48 avukat, 7...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan davalar 5237 sayılı Türk Ceza...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre Türkiye’den çıkmış kişileri fişlenmiş olduğu...
- Advertisement -

Daha faza içerik