Cumartesi, Ekim 31, 2020

Dublin 3 iltica Statüsü ve ilgili belgeler

Göz atınız!

Beyaz sandalyelerde ölüme “Artık yeter!” diyoruz

Berlin, Paris, Zürih, Malmö ve Bükreş gibi Avrupa'nın büyük şehirlerinde dün "Beyaz Sandalyede Ölüm" eylemleri düzenlendi. Adalet ve Kalkınma...

HABER ANALİZ: ALMANYA’NIN AZERBAYCAN’DAKİ HİZMET HAREKETİ HAKKINDA BİLGİ NOTU

Erdoğan’ın, 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe kalkışmasından Hizmet Hareketi’ni sorumlu tutması ve Hizmet Hareketi’ni yok edilmesi gereken bir düşman...

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül...
- Advertisement -

Bu bölümde farklı göçmen gruplarının statüsü ve bunlarla ilgili belgeler ele alınacaktır.
Pek çok göçmen için, statülerinin ya da statülerini kanıtlayan belgelerin olmaması, kamu hizmetlerine ve özel hizmetlere ya da işgücü pazarına erişimin engellenmesi gibi çeşitli sorunlara yol açabilir. AB hukuku, hem statü hem ilgili belgeler hakkında detaylandırılmış zorunlu hükümler içermektedir ve söz konusu hükümlere uyulmaması AB hukukun ihlali anlamına gelmektedir. Kişinin statüsünün ya da bununla ilgili belgelerin olmamasının,
onun AİHS kapsamındaki bir haktan faydalanmasına müdahale edip etmediği ve eğer böyle bir durum mevcutsa, bu müdahalenin meşru olup olmadığı hakkında AİHM’nin görüşü istenebilir.
Ev sahibi ülke tarafından kendisine herhangi resmi bir izin verilmemiş olan bir üçüncü ülke vatandaşının mevcudiyeti, o ülke tarafından kanuna aykırı kabul edilebilir. Bununla beraber, her ne kadar bir üçüncü ülke vatandaşının mevcudiyetine ilgili devlet tarafından izin verilmemiş ise de, hem AB hukuku hem AİHS bu kişinin orada bulunmasının kanuna uygun kabul edileceği şartları ortaya koymaktadır (bkz. 2.2. bölüm ve 2.5. bölüm). AB,
AİHS, AB Temel Haklar Şartı ve ASŞ kapsamındaki bazı haklar, sadece, belirli bir ülkedeki mevcudiyeti yasal olan kişilere tanınmaktadırlar (bkz. 8. bölüm).
AB hukuku, belirli bir statü tipinin tanınması veya verilmesine yönelik açık bir hüküm oluşturabilir. Bu, belirli belgelerin verilmesini zorunlu kılabilir (2.1. bölüm, 2.2. bölüm ve 2.8. bölüm). Birey, AB hukuku veya ulusal hukuk kapsamında belirli bir statüye – veya Statü ve ilgili belgeler belgelere – hak kazandığında, statüyü tanımamak veya belgeyi temin etmemek, AB hukukunun ihlali olacaktır.
AİHS, bir devletin bir göçmene belirli bir statü vermesini veya ona belirli belgeleri sağlamasını açık şekilde şart koşmamaktadır. Bazı durumlarda, aileye ve özel hayata saygı hakkı (8. madde), devletlerin göçmenin statüsünü tanımalarını, ikametine izin vermelerini
veya gerekli belgeleri sağlamalarını gerektirebilir. Ancak 8. madde, bu itibarla belirli bir ikamet izni türünü garanti eder şekilde yorumlanamaz. Ulusal kanunun bir çok farklı ikamet izni türü öngördüğü durumlarda, AİHM’den doğal olarak, belirli bir iznin verilmesinin yasal ve uygulamadaki sonuçlarını incelemesi talep edilecektir.
2.1. Sığınmacılar
Sığınmacılar, haklı nedenlerle zulüm görme korkusu duydukları veya kötü muamele ya da diğer bir şekilde ciddi zarar görme riski taşıdıkları için kendi ülkelerine geri dönemedikleri ya da geri gönderilemedikleri için uluslararası koruma talep ederler
(bkz. 3. bölüm).
AB hukuku kapsamında, sığınmacılar “uluslararası koruma başvurusunda bulunanlar” olarak tanımlanmaktadırlar. Sığınmacıların durumu, AB sığınma müktesebatı ile düzenlenmektedir. Sığınma müktesebatının tüm ilgili metinleri ve geçerli oldukları ülkeler, Ek 1’de listelenmiştir. Sığınma prosedürüne erişim, 1. bölümde incelenmiştir. Bu bölümde, talepleri beklemede olan ve nihai kararın çıkmasını bekleyen sığınmacıların durumu ele
alınmaktadır. AB hukuku, sığınma başvurusu hakkında karar verilene kadar sığınma talebinde bulunan kişilerin sınır dışı edilmesini yasaklamaktadır. Sığınma Prosedürü Yönetmeliği
(2013/32/EU)’nın 9 (1). maddesi, sığınmacıların AB topraklarındaki mevcudiyetlerinin kanuna uygun olduğunu belirtmektedir. Bu maddede, bilhassa müteakip başvurular için bazı istisnalar olsa da, sığınmacıların sürecin işlemesi amacıyla yetkili makam tarafından
karar verilene kadar “üye ülkede bulunma izinleri olduğu” ifade edilmektedir.
Sığınmacıların gerekli belgeleri elde etme hakkı, AB hukuku uyarınca Kabul Koşulları Yönetmeliği (2013/33/EU; Yönetmelikle bağlı olan AB üye ülkeleri için bkz. Ek 1) ile şarta bağlanmıştır. Söz konusu yönetmeliğin 6. maddesinde, sığınma başvurusunda bulunan
herkese, üç gün içinde, sığınma başvurusunda bulunduğunu teyit eden bir belge verilmesi ya da sığınma başvurusu incelenirken kalmalarına izin verilmesi gerektiği ifade edilmektedir. 6 (2). maddesine göre, başvuru sahibi gözetim altına alınmışsa ya da sınırda bulunuyorsa devletler bunu yapmaktan kaçınabilirler.
AİHS kapsamında, sığınmacıların koruma taleplerinin incelendiği sırada statülerini düzenleyen bir hüküm mevcut değildir. Bu nedenle, sığınmacıların talepleri işleme alınırken ülke topraklarında kalıp kalamayacaklarının yerel kanun çerçevesinde değerlendirilmesi
gerekecektir. AİHS’nin 5 (1) (f). maddesi, sığınmacıların ülke topraklarına “izinsiz giriş” yapmalarını önlemek için gözetim altına alınmalarına izin vermektedir. AİHM’ye göre, ulusal makamlarca resmi olarak izin verilene kadar yapılacak girişler “izinsiz giriş” sayılmaktadır.

Örnek: AİHM Saadi / Birleşik Krallık davasında50, ulusal makamlarca resmi olarak izin verilene kadar yapılacak girişin izinsiz sayılacağına hükmetmiştir. Bu davada Mahkeme, sığınma başvurusu incelenirken, sığınmacının yasalara uygun şekilde uygun koşullarda yedi gün gözetim altında tutulmasının, 5 (1). maddeyi hiçbir şekilde ihlal etmediğine karar vermiştir.

Örnek: Bununla beraber, Suso Musa / Malta davasında,51 Mahkeme, bir devletin yasal yükümlülüklerini aşarak, kendiliğinden veya AB hukukunu uygulamak amacıyla, sığınma başvurusu beklemede olan göçmenlerin girişine veya ülkede kalmalarına açık şekilde izin veren bir kanun çıkardığı durumlarda, izinsiz girişi engelleme amacıyla kişinin gözetim altına alınmasının 5 (1) (f). maddesi uyarınca alıkonulmanın yasallığı hakkında soru işareti yaratabileceğine karar vermiştir. AİHS’ye Ek 4. Prokol’ün 2. maddesi, bir ülke topraklarında “kanuna uygun” şekilde bulunanların serbest dolaşım haklarına atıfta bulunurken; 7. Prokol’ün 1. maddesi, bir ülkenin topraklarında “kanuna uygun” şekilde bulunanların sınır dışı edilmesine karşı prosedüre ilişkin garantiler sunmaktadır. Bununla beraber, kişiler yasal statülerini kaybedebilirler.

Örnek: BM İnsan Hakları Komitesi52 nezdinde, Alman hükümeti sığınma prosedürü süresince sığınmacıların kanuna uygun olarak ikamet ettiklerini kabul etti. Ancak, Omwenyeke / Almanya davasında sahibinin geçici ikametine bağlı koşulları – yani belirli bir şehir içinde kalma yükümlülüğünü – ihlal etmesinden dolayı yasal statüsünü kaybettiğine ve AİHS’ye Ek 4 no’lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamı dışına çıkmış olduğuna ilişkin iddiasını kabul
etmiştir.

2.2. Kabul edilmiş mülteciler ve ikincil korumaya ihtiyacı olduğu kabul edilmiş kişiler AB hukuku kapsamında, AB Temel Haklar Şartı, sığınma başvurusunda bulunma hakkının ötesine geçerek, sığınma hakkını garanti altına almaktadır (18. madde). Sığınma için
uygun niteliklere sahip olanlar, bu statünün tanınması hakkına sahiptirler. Vasıflandırma Yönetmeliği (2011/95/EU)’nin 13. maddesi (mülteci statüsü) ve 18. maddesi (uluslararası korumaya ihtiyacı olan ama mülteci statüsü için gerekli niteliklere sahip olmayanlar için ikincil koruma), açık şekilde mülteci veya ikincil koruma statüsü elde etme hakkı vermektedir. Uluslararası koruma altındaki kişiler, kendi ülkelerindeki durumda gerçek bir iyileşme olması halinde bu statülerini kaybedebilirler (bkz. 3.1.8. bölüm).
Aynı yönetmeliğin 24. maddesi, belge elde etme hakkını düzenlemektedir. Uluslararası koruma ihtiyacı olduğu tanınmış kişiler, ikamet izni alma hakkına sahiptir: mülteciler için üç yıl ve ikincil koruma için bir yıl. 25. madde mültecilere ve, belirli durumlarda, ikincil korumadan faydalananlara seyahat belgesi hakkı tanımaktadır.
AİHS kapsamında, AB Temel Haklar Şartı’nın 18. maddesindeki gibi bir sığınma hakkı yoktur; AİHM 1951 Cenevre Sözleşmesi54 uyarınca mülteci statüsünün reddedilmesinin veya geri çekilmesinin ya da Vasıflandırma Yönetmeliği55 uyarınca sığınma hakkının
tanınmamasının AİHS’ye aykırı olup olmadığını inceleyemez. Ancak, AİHM bir yabancının sınır dışı edilmesinin, bu kişi için AİHS’nin 3. maddesine veya belirli diğer hükümlerine aykırı bir muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk oluşturup oluşturmadığı
konusunu inceleyebilir (bkz. 3. bölüm).

2.3. İnsan ticareti ve özellikle sömürücü çalışma koşulları mağdurları
AB hukuku kapsamında, İşverenlere Yönelik Yaptırımlar Yönetmeliği (2009/52/EC), düzensiz göçmenlerin kanuna aykırı şekillerde istihdam edilmesine yönelik cezalar uygulamaktadır.
Reşit olmayan ya da özellikle sömürücü çalışma koşullarında çalışan işçilere, işverenleri hakkında şikayette bulunmalarını kolaylaştırmak için geçici ikamet izni verilebilir (13. madde).
İnsan ticareti mağduru olan ya da düzensiz göçmenliği kolaylaştırma amaçlı bir faaliyete konu olmuş olan üçüncü ülke vatandaşlarına ikamet izni verme hakkındaki 2004/81/ EC no’lu Konsey Yönetmeliği, mağdurun sınır dışı edilemeyeceği bir düşünme dönemine imkan tanımaktadır. Ayrıca, AB üye ülkelerinin, yetkililerle işbirliği içinde olan insan ticareti mağdurlarına ikamet izni vermesini talep etmektedir (sırasıyla 6. madde ve 8. madde). İznin en az altı ay geçerli olması ve yenilenebilir olması gereklidir. Mağdurlara ikamet izni verilmesi konusuyla doğrudan ilgili olmasa da, 2011 tarihli İnsan Ticareti ile Mücadele Yönetmeliği  (2011/36/EU), cezai kovuşturma öncesinde, süresince
ve kovuşturma tamamlandıktan sonra mağdurlara yardım ve destek sağlanmasını gerekli kılmaktadır (11. madde). Bununla beraber, insan ticareti yapanlara karşı kovuşturmanın öngörülmediği ya da mağdurun herhangi bir soruşturma için işbirliğinde
bulunmadığı durumlarda, AB üye ülkesinin ikamet izni vermesi için açık bir mecburiyet bulunmamaktadır.
AİHS kapsamında, AİHS’nin köleliği ve zorla çalıştırmayı yasaklayan 4. maddesi uyarınca, devletlerin belirli durumlarda, şüphelenilen insan ticaretini soruşturması ve mağdurları ve potansiyel mağdurları korumak için tedbirler alması gerekmektedir.

Örnek: AİHM’de görülen Rantsev / Kıbrıs ve Rusya davası57, Kıbrıs’ta insan ticareti mağduru olan bir Rus vatandaşı ile ilgiliydi. Mahkeme, Kıbrıs’ın AİHS’nin 4. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini iki şekilde ihlal ettiğine karar vermiştir: İlk
olarak, Kıbrıs insan ticareti ile mücadele etmek için uygun yasal ve idari bir çerçeve ortaya koymamıştır. İkinci olarak, polis, mağduru insan ticaretinden korumak için uygun operasyonel tedbirleri almamıştır. AİHM ayrıca Rus makamlarının, mağdurun
insan ticareti yapanlar tarafından Rus topraklarında işe alınması hakkında etkili bir soruşturma yürütmediğini de tespit etmiştir. Ayrıca, bu başarısızlığın, Rusya’dan 57 AİHM, Rantsev / Kıbrıs ve Rusya, no. 25965/04, 7 Ocak 2010, para. 284. ayrılma ve Kıbrıs’ta hayatını kaybetme koşullarına bakıldığında mağdur olan kadın
için çok daha ciddi sonuçlara neden olduğu ortaya konmuştur.
AİHS kapsamında, Avrupa Konseyi İnsan Ticareti ile Mücadele Sözleşmesi’ne taraf olan devletlerdeki makamların, mağdur olduğundan şüphelenilen kişilere, bu dönem içinde ülkeden uzaklaştırılmayacakları, bir toparlanma ve düşünme dönemi tanımaları gerekmektedir (14. madde). Yetkili makamlar, “kişinin insan ticareti mağduru olduğuna inanmak için haklı gerekçelere” sahip olmaları durumunda, o kişiyi kaçakçılık suçu mağduru
olup olmadığı tespit edilinceye kadar ülkeden uzaklaştırılamazlar (10 (2). madde). Yetkili makam, kişisel durumu ya da cezai soruşturma amacıyla mağdurun ülkede kalmasının gerekli olduğuna inanması halinde, mağdurlara yenilenebilir ikamet izinleri verebilir
(14 (1). madde). Sözkonusu bu hükümler, insan ticareti mağdurlarının uygun yardım sağlanmadan ülkelerine geri gönderilme riski altında olmamalarını sağlamayı amaçlar (bkz.
korumasız gruplar hakkındaki 9. bölüm ve icazet listesi için Ek 2).
2.4. 39. maddenin geçici tedbir kararlarından etkilenenler
AİHM bir başvuru aldığında, kendisi davayı incelemeye devam ederken, devletin bazı geçici tedbirler almasını talep edebilir.58 Bunlar genellikle 39. madde tedbirleri olarak anılmaktadır.
59 Bu tedbirler çoğu zaman, bir devletten kişileri, ölüm, işkence ya da diğer kötü muamelelere tâbi olacakları iddia edilen ülkelere geri göndermekten kaçınmasını istemekten ibarettir. Çoğu vakada bu durum, sığınma talepleri reddedilmiş ve ulusal hukuk kapsamındaki tüm temyiz haklarını tüketmiş kişiler ile ilgilidir. Bazı durumlarda, AİHM davayı incelemeye devam ederken kişinin ihraç edilmesini önlemek için 39. madde uyarınca geçici tedbir kararı aldığında, kişinin statüsünün ne olduğu net olmayabilir. 60 Statü sorununa bakılmaksızın, ihraç eden devlet AİHM’nin 39. madde kapsamında alınan tüm geçici tedbir kararlarına uymakla yükümlüdür.

Örnek: Mamatkulov ve Askarov / Türkiye davasında,61 davalı devlet AİHM tarafından alınan 39. madde geçici tedbir kararına rağmen, başvuru sahiplerini Özbekistan’a iade etmiştir. Dava unsurları, bu iadenin, Mahkeme’nin başvuru sahiplerinin şikayetlerini, benzer davalardaki yerleşik içtihadına uygun bir şekilde incelemesini engellediğini göstermiştir. Bu durum, Mahkeme’nin başvuru sahiplerini AİHS’nin olası ihlallerine karşı korumasını engellemiştir. Sözleşme’nin 34. maddesine binaen, üye ülkeler bir başvuru sahibini başvurma hakkını etkili şekilde kullanmaktan alıkoyabilecek
herhangi bir eylemde veya ihmalde bulunmamayı taahhüt ederler. Bir üye ülkenin ihtiyati tedbir kararına uymaması, Mahkeme’nin ilgili başvuru sahibinin şikayetini etkili şekilde incelemekten alıkoyması ve bu kişinin hakkını etkili şekilde kullanmasını engellemesi ve böylelikle, Sözleşme’nin 34. maddesini ihlal etmesi olarak kabul edilmiştir.

Örnek: Savriddin Dzhurayev / Rusya davasında62, AİHM’nin verdiği geçici bir tedbir kararının olmasına karşın, başvuru sahibi Rus devlet yetkililerinin de dâhil olduğu özel bir operasyonla zorla Tacikistan’a geri gönderilmiştir. Davalı devletin geçici tedbir kararını göz ardı etmesi, başvuru sahibini Tacikistan’da kötü muamelemeye tâbi
olma riski altında bırakmış ve Mahkeme’nin bu kişiye AİHS’nin 3. maddesinin sağladığı haklardan pratikte ve etkili şekilde yararlanmasını garanti etmesini engellenmiştir. Böylece Sözleşme’nin hem 34. maddesi hem de 3. maddesi ihlal edilmiştir.
Mahkeme, davalı devletin, başvuru sahibini yabancı bir yargı alanında hayatını ve sağlığını tehdit eden risklere karşı koruyacak elle tutulur düzeltici tedbirler almasına karar vermiştir. Buna ek olarak, bu tür olayların sürekli tekrarlaması nedeniyle, Mahkeme,
davalı devletin sürekli meydana gelen bu sorunu, gecikmeden, potansiyel mağdurların etkili şekilde korunmasını sağlamak için Mahkeme’nin talep ettiği geçici tedbir kararlarına uyacak genel katı tedbirler alarak çözmesini emretmiştir. 2.5. Düzensiz göçmenler
Bir ülkeye izin ya da yasal gerekçe olmadan giriş yapanlar o ülkede düzensiz bir şekilde bulunuyor kabul edilirler. Ülkede düzensiz bir şekilde bulunma; bu ülkeye gizli giriş yapma ya da buradaki mecburi adresten kaçma ya da kişisel durumun değişmesi sebebiyle
önceden kanuna uygun olan ikamet izninin yenilenmesi için artık uygun olmama gibi pek çok şekilde meydana gelebilir. Kanuni bir statüye sahip olmamak genellikle, diğer prosedür haklarından ve temel haklardan faydalanma olasılığını da etkilemektedir
(bkz. sosyal güvenliğe ve sosyal yardıma erişim hk. 8.6. bölüm).
AB hukuku kapsamında, Geri Dönüş Yönetmeliği (2008/115/EC; Yönetmeliğe taraf AB üye ülkelerini görmek için bkz. Ek 1)’ne göre, ülkedeki düzensiz üçüncü ülke vatandaşları artık belirsizlik içerisinde bırakılamazlar. Yönetmeliğe katılan AB üye ülkelerinin ya söz 62 AİHM, Savriddin Dzhurayev/ Rusya, no. 71386/10, 25 Nisan 2013. konusu kişilerin mevcudiyeti hakkında düzenleme yapması ya da iadelerine karar vermesi gereklidir.
Ülkede kalmak için yasal izni bulunmayan tüm kişiler, bu yönetmeliğin kapsamına girer.
6. madde, AB üye ülkelerinin bu kişiler için “iade kararı” vermesini zorunlu kılmaktadır. Bununla beraber 6 (4). maddesi devletleri bu zorunluluktan azleden koşulları belirtmektedir.
İnsani yardım veya diğer nedenlerin yanı sıra, bu kişilerin o ülkede kalmaları ile ilgili bir düzenleme yapılmasını, AB Temel Haklar Şartı’nın 7. maddesi ve AİHS’nin 8. maddesi kapsamında garanti altına alınmış olan aile ve özel yaşam hakkından (bkz. aile yaşamı
hakkındaki 5. bölüm) kaynaklanan zorlayıcı nedenler gerektirebilir.

Örnek: 4 Haziran 2012 tarihli M. Ghevondyan davasında,63 fransız Danıştayı (Conseil d’Etat), Geri Dönüş Yönetmeliği’nin 6. maddesinin üye ülkelerin yetkili makamlarına, düzensiz üçüncü ülke vatandaşlarına karşı sistemli olarak iade kararı verme yükümlüğü
yüklemediğine karar verdi. 6 (4). maddesi, 6 (1). maddesine bazı istisnalar ve sınırlamalar getirmektedir. Bu nedenle, iade kararları otomatik olarak alınmayabilirler.
İdarenin, yabancı şahsın kişisel ve ailevi durumunu göz önüne alma ve sınır dışı kararını engelleyebilecek koşulları değerlendirme zorunluluğu vardır. Bunlar arasında, yönetmeliğin 5. maddesinde belirtildiği üzere çocukların çıkarlarının göz önünde bulundurulması, ailenin durumu ve yabancı şahsın sağlığı yer almaktadır. Dolayısıyla, bu gerekçe yabancı şahıs tarafından ileri sürüldüğü takdirde, mahkemelerin kararın yasaya uygunluğunu, yabancı şahsın kişisel durumu üzerindeki sonuçlarını dikkate alarak gözden geçirmeleri gereklidir. Sığınmacıların durumunda olduğu gibi, ülke topraklarında kalmak için izin talebinde bulunan kişilere, bu talebin sonucunu beklerken orada kalmalarına izin verilebilir
(6 (5). madde). Ancak, bu zorunlu değildir. Hükümde bu tür kişilerin statüsüne değinilmemektedir.
Geri Dönüş Yönetmeliği’ndeki 12. paragraf, ülkede izinsiz kalmalarına rağmen buradan uzaklaştırılamayacak olan kişilerin içinde bulundukları ortak durumu ortaya koymaktadır. Ayrıca, devletlerin bu kişilerin durumuna dair yazılı teyit vermesi gerektiğini
belirtmektedir, ancak, bu koşul yönetmeliğin esas kısımlarında ele alınmamıştır. Bu durumun en vahim örneği, azami gözetim süresi dolduğu için (bkz. gözetim altında tutulma hakkındaki 6. bölüm) salıverilmesi gereken ama hâlâ ülkede kalma izni olmayanlardır.64

Örnek: Kadzoev davasında,65 Bulgaristan’da sığınma talebi reddedilmiş olan ancak ülkeden uzaklaştırılamayan Çeçen bir şahsın, yürürlükteki AB kanunu gereğince azami gözetim süresinin hiçbir şekilde aşılamayacağını ifade eden ABAD kararı üzerine gözetim altında tutulmasına son verilmiştir. Bundan sonra, başvuru sahibi ülkeden uzaklaştırılamamasına karşın kendisine hiçbir statü vermeyen Bulgar kanunu nedeniyle, statüsüz, belgesiz ve sefalet içerisinde kalmıştır. AİHS kapsamında, Sözleşme ev sahibi ülkede belirli bir statü veya ilgili belgelerin elde etme hakkını tanımamaktadır; ancak, belirli durumlarda, kişinin reddedilmesi ayrımcı gerekçelerle yapılmış ise AİHS’yi ihlal edebilir.

Örnek: Kiyutin / Rusya davasında,66 bir Rus ile evlenen ve çocuk sahibi olan bir erkek Özbek vatandaşı, Rus makamlarından ikamet izni talebinde bulunmuştur. Şahsın izin talebi HIV pozitif olduğu için reddedilmiştir. AİHM, HIV ile enfekte olan kişilerin dikkate değer hassasiyetlerini vurgulamış ve hastalığın bir tür engellilik şekli anlamına gelebileceğini kabul etmiştir. Mahkeme, vatandaş olmayan HIV pozitif kişilerin düzenli bir şekilde sınır dışı edilmelerini gerektiren ulusal kanunun genel hükümün, her olayın özel koşullarına dayanarak bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapılmasına yer bırakmadığını ve objektif biçimde meşru sayılamayacağını tespit etmiştir. Bu durumda, başvuru sahibinin sağlık durumu nedeniyle ayrımcılık mağduru olduğuna ve AİHS’nin 8. maddesi ile bağıntılı 14. maddesinin ihlal edildiğine karar
verilmiştir. ASŞ uyarınca, kişisel uygulama alanı, prensipte, ülke topraklarında yasal olarak ikamet eden ya da düzenli olarak çalışan diğer taraf ülkelerin vatandaşları ile sınırlıdır. Ancak AİHS, temel doğası gereği ve insanlık onuruyla bağlantıları nedeniyle, belirli hakların düzensiz göçmenler dâhil ülke topraklarındaki herkes için geçerli olduğunu belirtmiştir. Bu haklar tıbbi yardım hakkı67, barınma hakkı68 ve eğitim hakkıdır.

2.6. Uzun süreli mukimler
AB hukuku kapsamında, Uzun Süreli Mukimler Yönetmeliği (2011/51/EU no’lu Yönetmelik ile değiştirilen 003/109/EC; bkz. Ek 1), bu yönetmeliğe taraf ülkelerde, bir AB üye ülkesinde yasal olarak ve aralıksız beş yıl boyunca ikamet eden üçüncü ülke vatandaşlarına
genişletilmiş “uzun süreli mukim” statüsü verme yetkisi tanımaktadır. Bu yetki, istikrarlı ve düzenli bir gelire ve hastalık sigortasına sahibi olunma koşullarına tabidir. Bu zorunlulukların yorumlanması için herhangi bir içtihat bulunmamaktadır, ancak Aile
Birleşimi Yönetmeliği (2003/86/EC; bkz. aileler hakkında 5. bölüm)’ndeki benzer zorunluluklar hakkında, ABAD, bu koşulların katı şekilde yorumlanması eğilimindedir. AB üye ülkelerinin manevra marjının, yönetmeliğin amacını baltalayacak şekilde kullanılmaması gerektiğini savunmuştur. Uzun Süreli Mukimler Yönetmeliği’nin 11. maddesi uyarınca, uzun süreli mukim statüsünün verilmesi, birkaç önemli alanda vatandaşlarla eşit muamele görülmesini sağlamaktadır (bkz. ekonomik ve sosyal haklar hakkındaki 8. bölüm).
ABAD’a göre, AB üye ülkeleri, uzun süreli mukim olan üçüncü ülke vatandaşlarına ve bunların aile fertlerine ikamet izni vermek için aşırı ya da orantısız ücret talep edemez. Bu tür ücretler, yönetmeliğin etkinliğini azaltarak güttüğü amacın gerçekleştirilmesini tehlikeye
atmaktadırlar.

Örnek: Avrupa Komisyonu / Hollanda davasında, ABAD, Hollanda’nın (i) uzun süreli mukim statüsü almak isteyen üçüncü ülke vatandaşlarından, (ii) başka bir AB üye ülkesinde uzun süreli mukim statüsü kazanmış olan ve ikamet etme haklarını kullanmak isteyen üçüncü ülke vatandaşlarından ve (iii) aile birleşimi talep eden üçüncü ülke vatandaşlarının aile fertlerinden aşırı ve orantısız ücret alarak (€188 ila €830 arası) Uzun Süreli Mukimler yönetmeliği kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar vermiştir. Daha spesifik olarak Divan, üye ülkelerin ikamet izni vermek için üçüncü ülke vatandaşlarından ücret alırken sınırsız takdir yetkisine sahip olmadığını ve üye ülkelerin Uzun Süreli Mukimler Yönetmeliği gereğince tanınan hakların kullanılmasına engel teşkil edebilecek ücretler belirleyemeyeceklerini ifade etmiştir. AİHS kapsamında, uzun süreli mukim statüsü genellikle, sınır dışı edilme durumu söz konusu olduğunda göz önüne alınması gereken bir faktör olmuştur (bkz. 3.4. bölüm).

Örnek: Kurić ve diğerleri / Slovenya davasında,73 AİHM, kalıcı Slovenya ikamet izni olanları ve halen kalıcı ikamet izni olan ama altı aylık süre içinde Slovenya vatandaşlığı talep etmeyen, eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (YSFC) vatandaşlarının
“terkin edilmesini” incelemiştir. Bu “terkin” sonucunda, kişiler ya vatansız kalmış ya da ikamet haklarını kaybetmişlerdir.74 Diğer YSFC cumhuriyeti vatandaşı olmayan yabancılar bu şekilde etkilenmemişlerdir. AİHM, AİHS’nin 8. maddesini ihlal ederek kalıcı ikamet kayıtlarının kanununa aykırı şekilde “terkin edilen” başvuru
sahipleri gibi, özellikle uzun süreli göçmenler durumunda, devletin özel yaşama veya aile yaşamına etkili şekilde saygı gösterilmesine ilişkin pozitif yükümlülükleri olabileceğini tekrarladı. Mahkeme ayrıca, YSFC vatandaşı olmayan yabancılar ile önceden YSFC vatandaşı olanlara yapılan farklı muamelenin ayrımcılık teşkil ettiğine ve Sözleşme’nin 8. maddesi ile bağıntılı olarak 14. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir.
Avrupa Konseyi’nin 1955 tarihli Avrupa İkamet Sözleşmesi, ancak sözleşmeye taraf ülkelerin vatandaşları olmaları koşuluyla, uzun süreli mukim olan kişiler için tüm üye ülkelerde genişletilmiş statü sağlamaktadır.

2.7. Türk vatandaşları
1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ve 1970 yılında imzalanan Ankara Antlaşmasına İlave Protokol, o zamanki Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri, Türkiye’nin AET’ye olası katılımının da etkisiyle, güçlendirdi. Bu antlaşma, ABAD’ın ve öncesinde AAD’nin verdiği 40’tan fazla hükmün konusu olmuştur. Ayrıca, bu antlaşma, Ortaklık Konseyi’nin, bazıları AB üye ülkeleri topraklarında yaşayan pek çok Türk vatandaşının statüsü ile ilgili olan, birçok kararıyla tamamlandı. Antlaşma, Türk vatandaşlarına AB üye ülkelerine giriş yapmak ya da bu ülkelerde ikamet etmek için herhangi bir temel hak vermemektedir; ancak, serbest meslek sahipleri ve hizmet  sağlayanlar bir standstill kuralından faydalanmaktadırlar (İlave
Protokol 41. madde). Bu kural, antlaşmanın oluşturulduğu zaman hâlihazırda yürürlükte olanlar dışında, devletlerin söz konusu kişilere, prosedüre ilişkin veya finansal açıdan AİHM, Kurić ve diğeleri / Slovenya [BD], no. 26828/06, 26 Haziran 2012.
Slovenya, Avrupa Konseyi’nin 2006 tarihli Devlet Halefiyeti Halinde Vatansızlığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne taraf değildir.yeni veya daha katı zorunluluklar uygulamasını engellemektedir.75 Bu haklar – hizmet sağlamaktan ziyade – hizmetlerden faydalanmak isteyen Türk vatandaşları için geçerli değildir.

Örnek: Türkiye’deki Türk şirketler tarafından istihdam edilen ve Almanya’ya kamyon süren Türk kamyon şoförlerine dayatılan zorunlulukları ele alan pek çok dava olmuştur. Dolayısıyla bu tür davalar, Türk şirketlerinin AB üye ülkelerinde hizmet sunma özgürlüğünü ilgilendirmekte idi. Abatay davasında77 AAD, Almanya’nın, topraklarında hizmet sağlamak isteyen Türk vatandaşlarından, eğer bu standstill kuralının yürürlüğe girdiği tarihte herhangi bir çalışma izni talep etmiyor olması halinde,
böyle bir izni talep etmemesi gerektiğine karar vermiştir.
Soysal davası78 vize zorunluluğu ile ilgiliydi. AAD, Ankara Antlaşması’na Ek Protokol’ün 41. maddesi uyarınca, protol yürürlüğe girdiği tarihte Almanya’da hizmet sağlamak isteyen Türk vatandaşlarından vize istenmediği takdirde, ilgili Türk firması
adına çalışan Türk vatandaşlarının bu ülkeye giriş yapabilmeleri için vize şartının aranamayacağına karar vermiştir. Divan’a göre, bu karar, vize uygulamasına ilişkin ulusal yasanın AB’nin (EC) 539/2001 sayılı Tüzüğünün (bkz. 1. bölüm) bir uygulanması
olduğu gerçeğinden etkilenmemektedir. İkincil AB mevzuatının, standstill kuralının yer aldığı uluslararası antlaşmaya uygun şekilde yorumlanması gereklidir. Oguz davasında, ABAD, standstill kuralının AB üye ülkelerin göçmenliğin suistimal edilmesini cezalandırmak için yerel hukuka başvurmalarını engellemediğini belirtmiştir. Ancak, ABAD, Sn. Oguz’un ülkeye giriş yaptıktan ve ikamet hakkı kazandıktan sekiz yıl sonra, ulusal göçmenlik yasasını ihlal ederek kendi işini kurmasını bu tarz bir suistimal olarak değerlendirmemiştir.

AB’ye yeni katılmış olan üye ülkeler için, Türk vatandaşları ile ilgili standstill kuralının işlerlik tarihi ülkelerin Birlik’e katıldıkları tarihtir. 1970 yılında imzalanan Ankara Antlaşmasına Ek Protokol, ekonomik ve sosyal haklara erişim ile ilgili 8. bölümde [insert link] ele alınan birçok hakkı sağlamaktadır. Statü ile ilgili olarak, Türk vatandaşları sosyal ve işgücü pazarına ilişkin haklarını kullanırken ülke topraklarında kalma hakkına sahiptirler. Türk vatandaşı olsun veya olmasın aile fertleri, Ankara Antlaşması ile kurulan Ortaklık
Konseyi’nin 1/80 no’lu kararı (“AET-Türkiye Ortaklık Konseyi”, bkz. aile yaşamı hakkındaki 5. bölüm) uyarınca ayrıcalıklı muameleden faydalanırlar.81 Bu tür haklar, ev sahibi üye ülkeye giriş ve orada ikamet etme hakkının asıl olarak bir Türk vatandaşına verilmiş
olması gerekçesine dayanan koşullara bağlı değildir.

Örnek: Altun davasında,82 AAD, bir Türk vatandaşının bir üye ülkede ikamet hakkını ve buna bağlı olarak mülteci olarak o ülkede işgücü pazarına girme hakkını elde etmesinin, aile fertlerinden birinin Ortaklık Konseyi’nin 1/80 no’lu kararı uyarınca sağlanan haklardan faydalanmasına engel olmadığına karar vermiştir. Buna ek olarak, Kahveci davasında83, ABAD, bir Türk işçisi Türk vatandaşlığını saklı tutup ev sahibi AB üye ülkesinin vatandaşlığını kazanmış olsa bile, bu işçinin aile fertlerinin Ortaklık Konseyi’nin ilgili kararının kendilerine verdiği hakları talep etmeye devam
edebileceklerine açıklık getirmiştir.

2.8. AEA veya İsviçre vatandaşlarının aile fertleri olan üçüncü ülke vatandaşları AB hukuku kapsamında, hangi ulustan olursa olsun, AEA veya İsviçre vatandaşlarının aile fertleri ile serbest dolaşım hakkından faydalanan AB vatandaşlarının aile fertleri, belirli koşullar altında, AEA, İsviçre ve AB vatandaşına eşlik etmek veya katılmak ekonomik ve sosyal koşulları elverdiğince, diğer tarafların vatandaşlarının kendi topraklarında uzun süre ya da kalıcı olarak ikamet etmesini kolaylaştıracaktır.” Bu hak yalnızca kamu politikası, kamu güvenliği veya kamu sağlığı nedenleriyle reddedilebilir.
Bu hak aynı zamanda, statülerin kanıtı olarak ikamet belgeleri alma hakkı vermektedir. Serbest Dolaşım Yönetmeliği (2004/38/EC)’nın 10 (1). maddesi uyarınca, üçüncü ülke vatandaşı aile fertlerinin ikamet kartları, başvuru tarihinden itibaren en geç altı ay
içinde verilmeli ve derhal ikamet kartı için başvuru yapıldığını teyit eden bir sertifika sağlanmalıdır.
AİHS kapsamında, AB hukuku uyarınca zorunlu olan bu ikamet izninin üçüncü ülke vatandaşına verilmemesi, AİHS’nin 8. maddesi kapsamında sorun yaratabilir.
Örnek: Aristimuño Mendizabal / Fransa davasında,85 AİHM, Fransız yetkililerin başvuru sahibine ikamet izni vermek için 14 yılı aşkın bir süre beklemiş olmalarının, kişinin AİHS’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğine karar vermiştir. AİHM,
başvuru sahibinin hem AB hem Fransız hukuku gereğince bu izne hak kazanmış olduğunu belirtmiştir.

2.9. Vatansız kişiler ve vatandaşlığın veya vatandaşlığı ispatlayan belgelerin kaybedilmesi Vatandaşlık kazanma konusu, ne AB hukuku ne de AİHS kapsamında yer almaktadır. Bu yetki ulusal boyutta ilgili ülkeye aittir. Bununla beraber, vatandaşlığın kaybedilmesine ilişkin
ulusal eylemle ilgili bazı sınırlamalar mevcuttur.
AB hukuku kapsamında, AB üye ülkeleri, vatandaşlık kazanma, AB vatandaşlığı da buna dahil olmak üzere, ve bir çok hukuk sisteminde vatandaşlığın sunduğu ek haklardan faydalanma konusunda tek yetkilidir. ABİHA’nın 20. maddesi, Birlik vatandaşlığı kavramını içermektedir. Ancak, AB vatandaşlığından faydalanma imkanı sadece üye ülkelerden birinin ulusal vatandaşlığına sahip olanlara tanınmıştır. Bununla beraber, vatandaşlığın kaybedilmesi, AB’nin tanıdığı hakların da kaybedilmesine yol açacak ise AB hukukunu ilgilendirebilir.

Örnek: Rottmann vakasında, Dr. Rottmann doğuştan Avusturya vatandaşı idi. Mesleğinin icrası sırasında ağırlaştırılmış dolandırıcılık suçunu işledikten sonra, Almanya’ya giderek Alman vatandaşlığını alabilmek için başvuruda bulunmuştur.
Alman vatandaşlığını kazanınca, kanun gereği Avusturya vatandaşlığını kaybetmiştir. Avusturya makamlarından Dr. Rottmann için ülkesinde tutuklama kararı olduğu bilgisini alan Alman makamları, vatandaşlığın hileli olarak kazanıldığı gerekçesiyle Alman vatandaşlığını iptal etmek istemiştir. Ancak bu kararın şahsı vatansız bırakma etkisi vardı. Davaya bakan mahkeme, Dr. Rottmann’ın vatansız kalmasının Birlik vatandaşlığını da kaybetmesine yol açacağı için, konunun AB hukuku kapsamına
girip girmediğini öğrenmek istedi. ABAD, bir üye ülkenin kişiyi vatandaşlıktan çıkarma kararının, AB vatandaşlığı statüsünün ve buna bağlı hakların kaybı anlamına da gelmesi nedeniyle, AB hukuku kapsamına girdiğine ve bu sebeple onun ilkelerine
uygun olması gerektiğine karar vermiştir. ABAD sonuç olarak, bir üye ülkenin verilen vatandaşlığı aldatılma nedeniyle geri çekmesinin, bunun sonucunda ilgili kişi hem Birlik hem üye ülke vatandaşlığını kaybetse bile, kanuna uygun olduğuna hükmetmiştir. Bununla birlikte, bu tür bir kararın, orantılılık ilkesine uygun olması
gereklidir; yani, diğer hususlarla birlikte, kişiye menşe üye ülkede vatandaşlığını geri kazanabilmesi için makul bir süre tanınması gerekmektedir. AİHS kapsamında, bir devletin vatandaşlığını kazanmaya dair hiç bir hak öngörülmemiştir. Bununla beraber, AİHM, vatandaşlığın rastgele reddedilmesinin kişinin özel hayatı
üzerinde etkisi olabileceği için, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca sorun yaratabileceğini belirtmiştir.
Örnek: Genovese / Malta davasında AİHM, Malta dışında, Maltalı olmayan bir anne ile babalığı hukuken tanınmış Maltalı bir babanın evlilik dışında doğan çocuğuna Malta vatandaşlığının verilmesinin reddedilmesini ele almıştır. Vatandaşlığın reddedilmesi, tek başına ele alındığında, 8. maddenin ihlaline yol açmamaktır. Ancak, Mahkeme, red kararının başvuru sahibinin sosyal kimliği üzerindeki etkisinin 8. maddenin genel kapsamına ve uygulama alanına girdiği için bu maddenin ihlal edildiğine ve ayrıca, bu kararın rastgele ve ayrımcı şekilde alınmış olması nedeniyle AİHS’nin 14. maddesinin 8. madde ile bağıntılı olarak ihlal edildiğine karar vermiştir.
AİHM, Genovese / Malta, no. 53124/09, 11 Ekim 2011.

Temel noktalar
• Gerekli belgelere sahip olma, vatandaş olmayanların iş gücü pazarına, özel hizmetlere ve kamu hizmetlerine erişimini sağlamaktadır; ayrıca yetkili makamlarla sorun yaşanmasını
engellemektedir (bkz. bu bölümün giriş kısmı).
• AB Temel Haklar Şartı açık ve net şekilde sığınma hakkını garanti etmektedir. AİHS sığınma elde etme hakkını garanti etmese de, bir kişiyi sınır dışı edecek olan ülkenin, onu kabul edecek ülkede öldürülme ya da kötü muameleye maruz kalma riskinin olması
halinde o kişiyi ülkeden uzaklaştırmaktan kaçınmasını talep etmektedir (bkz. 2.2. bölüm).
• AB hukuku kapsamında, sığınmacıların sığınma başvuruları için nihai kararı beklerken, ev sahibi ülke topraklarında kalma hakları vardır ve bu kişilere kimlik belgeleri verilmelidir (bkz. 2.1. bölüm).
• Kabul edilmiş mültecilere ve ikincil korumadan faydalananlara, AB hukuku gereğince kimliğin yanı sıra seyahat belgeleri verilmelidir (bkz. 2.2. bölüm).
• İnsan ticareti mağdurları, polisle işbirliği yapmalarını kolaylaştırmak için, hem AB hukuku hem AİHS kapsamında ikamet izni alma hakkına sahiptirler. AB hukuku ve AİHS, devletlerin
bu kişileri korumak için belirli tedbirler almasını şart koşmaktadır (bkz. 2.3. bölüm).
• Geri Dönüş Yönetmeliği, AB üye ülkelerinin ya düzensiz üçüncü ülke vatandaşlarının pozisyonuna ilişkin düzenleme yapmasını ya da bu kişilerin geri gönderilmesine karar vermesini gerektirmektedir (bkz. 2.5. bölüm).
• AB hukuku kapsamında, bir göçmenin statüsünü tanımamak ya da ona gerekli belgeleri sağlamamak, 8. madde kapsamında sorun yaratabilir (bkz. 2.5. bölüm).
• AB hukuku kapsamında, üçüncü ülke vatandaşlarının, bir AB üye ülkesinde aralıksız beş yıl boyunca yasal olarak ikamet ettikten sonra daha gelişmiş bir statü kazanma hakkı bulunmaktadır (bkz. 2.6. bölüm).

- Advertisement -

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler

Beyaz sandalyelerde ölüme “Artık yeter!” diyoruz

Berlin, Paris, Zürih, Malmö ve Bükreş gibi Avrupa'nın büyük şehirlerinde dün "Beyaz Sandalyede Ölüm" eylemleri düzenlendi. Adalet ve Kalkınma...

HABER ANALİZ: ALMANYA’NIN AZERBAYCAN’DAKİ HİZMET HAREKETİ HAKKINDA BİLGİ NOTU

Erdoğan’ın, 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe kalkışmasından Hizmet Hareketi’ni sorumlu tutması ve Hizmet Hareketi’ni yok edilmesi gereken bir düşman ilan etmesinden sonra, hem Türkiye’de...

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade etmektedirler. Ancak bununla ilgili herhangi...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya kaldığından dolayı olabilir.   Başbakanlık Bilgi Edinme...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül Cuma günü, 48 avukat, 7...
- Advertisement -

Daha faza içerik