Cumartesi, Eylül 19, 2020

Dublin Üç’e göre Sığınma Hakkı Ve Geri Gönderilmeme İlkesi

Göz atınız!

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre...
- Advertisement -

 


Bu bölüm bir kişinin AB kanunu ve/veya AİHS koşulları nedeniyle bir ülkeden ne zaman ihraç edilmesi gerektiğini veya edilemeyeceğini ele almaktadır.
Mutlak ve mutlağa yakın engeller: AİHS kapsamında, ihraca karşı mutlak engeller en azından, sınır dışı edilmenin yaşama hakkı ile ilgili Sözleşme’nin 2. maddesi ve işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezanın yasaklanması ile ilgili 3. maddesi tarafından garanti altına alınmış mutlak hakları ihlal etmesi durumunda sözkonusu olurlar. AİHS’nin 15. maddesi, mutlak olan hakları ve ihlal edilemeyecek olanları belirlemektedir.
İhraca karşı mutlağa yakın engeller, 1951 Cenevre Antlaşması’nda ve Vasıflandırma Yönetmeliği (2011/95/EU)’nde olduğu gibi, genel yasağa istisnalar öngörüldüğü hallerde mevcuttur. İstisnai durumlarda, her iki belge de mültecinin ihraç edilmesinin yasaklandığı durumlara istisnalar getirmektedir.
Mutlak olmayan engeller, ihraç nedeniyle ailenin parçalanması gibi durumlarda kişinin özel menfaati veya hakları ile kamunun veya devletin menfaati arasında bir denge kurmak için mevcuttur. (bkz. 3.3. bölüm).

3.1. Sığınma hakkı ve geri gönderilmeme ilkesi
Avrupa’da sığınma konusunun başlangıç noktası, günümüzde Vasıflandırma Yönetmeliği (2011/95/EU)
yoluyla AB hukukuna geniş kapsamda dâhil edilmiş olan, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve bu sözleşmeye ek
1967 Protokolü’dür. 1951 Cenevre Sözleşmesi, mültecilerin haklarına ilişkin olarak hazırlanmış bir sözleşmedir.
Geri gönderilmeme ilkesi, mültecilerin korunmasında en temel taştır.91 Bu ilkenin anlamı, prensipte,
mültecilerin zulümden korkmaları için bir neden olan bir ülkeye geri gönderilmemeleri gerektiğidir.
Geri göndermeme ilkesi, mültecinin zulüm göreceği menşe ülkeye ya da herhangi başka bir ülkeye iadesi durumunda geçerlidir. Tüm AB üye ülkeleri ve Avrupa Konseyi, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne taraftır; ancak Türkiye Sözleşme’yi sadece Avrupa’dan gelen mülteciler için uygulamaktadır. BMMYK, 3.1.1. bölümden 3.1.8. bölüme kadar ve 4.1. bölümde ayrıntılı olarak ele alınmış olan 1951 Cenevre Sözleşmesi kapsamında mülteci statüsüne karar verilmesine ilişkin prosedür ve kriterler hakkında el kitabı ve rehber ilkeler çalışmasını hazırlamıştır.
AB hukuku kapsamında, ABİDA’nın 78. maddesi, AB’nin “geri gönderilmeme ilkesine uygunluğu sağlayarak” sığınma, ikincil koruma ve geçici koruma için bir politika geliştirmesini şart koşmaktadır. Bu politika, [1951 Cenevre Sözleşmesi ve Protokolü]’ne ve AİHS’ye, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi (BMÇHS)’ne, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayri
İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (İKBMS)’ ye, MSHUS’ye ve ESKHUS gibi diğer ilgili sözleşmelere uygun olmalıdır. AB sığınma mevzuatının öngördüğü tedbirler, Dublin Tüzüğü ((EU) 604/2013 sayılı Tüzük), Vasıflandırma Yönetmeliği (2011/95/EU), Sığınma Prosedürü Yönetmeliği (2013/32/EU) Kabul
91 Uluslararası insan hakları hukuku kapsamında, geri göndermeme ilkesinin anlamı 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33 (1). maddesini aşmaktadır. Geri göndermemeye ilişkin görevler ayrıca İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşme’nin 3. maddesi’ne dayanmaktadır. Bkz. BMMYK, Mültecilerin statüsüne ilişkin 1951 Sözleşmesi ve sözleşmenin 1967 tarihli Protokolü kapsamında geri göndermemeye ilişkin yükümlülüklerin ülke sınırları dışında uygulanmasına yönelik istişari görüş, 2007.
92 Türkiye, Sözleşme’nin 1 (B). maddesi kapsamında coğrafi çekinceye sahiptir ve bu çekince Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle yerlerinden edilmiş kişilere ilişkin yükümlülüklerini sınırlandırmaktadır.

BMMYK (2011).
1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33 (1). maddesinde şu ifade yer almaktadır: “Hiçbir taraf devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti  veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (“refouler”)
etmeyecektir.”
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

Koşulları Yönetmeliği (2013/33/EU) dâhil olmak üzere bu politika uyarınca kabul edilmiştir.
Tüm bu belgeler tadil edilmiştir. Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık; AB mevzuatına ya hiç bağlı değillerdir veya sadece kısmen bağlılardır (bkz. Ek 1).
Örnek: Salahadin Abdulla ve diğerleri davasında ABAD, Vasıflandırma Yönetmeliği’ni uygularken şunun altını çizmiştir: “Yönetmeliğin giriş bölümündeki 3., 16. ve 17. beyanlarda Cenevre Sözleşmesi’nin mültecilerin korunmasına ilişkin uluslararası yasal düzenin mihenk taşını oluşturduğu ve kimin mülteci statüsü alabileceğini tespit eden yönetmelik hükümlerinin ve bunların içeriklerinin, üye ülkelerin yetkili makamlarına, bu sözleşmeyi ortak kavramları ve kriterleri temel alarak uygulamaları konusunda rehberlik etmek amacıyla kabul edildiği aşikardır.”94 2011 yılında yenilenen Vasıflandırma Yönetmeliği,95 AB hukukuna kişilerin mülteci veya uluslararası koruma ihtiyacında olan kişi olarak tanınması için birtakım ortak standartlar getirmiştir. Bu yönetmelik, sözkonusu koruma ile ilgili haklar ve görevler öngörmüştür.
1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesinde yer alan geri göndermeme ilkesi bu korumanın temel unsurlarından biridir.
Bununla birlikte, ne 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesi ne de Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 17. ve 21. maddeleri, geri gönderilmeyi mutlak şekilde yasaklamamaktadır.
Bu maddeler oldukça istisnai koşullarda, örneğin bir mültecinin ev sahibi ülkenin güvenliği için tehdit oluşturduğu ya da ciddi bir suç işledikten sonra toplum için tehlike arz ettiği durumda ihraç edilmesine olanak tanımaktadır.
AB Temel Haklar Şartı’nın 18. maddesi, geri göndermeme ilkesi ile uyumlu olan sığınma hakkını garanti altına almaktadır. Şart’ın 19. maddesi hiç kimsenin ölüm cezası, işkence veya diğer insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalacağı bir ülkeye gönderilmek üzere ihraç edilemeyeceğini, sınır dışı edilemeyeceğini veya iade edilemeyeceğini öngörmektedir. Şart’ın açıklamasında, 19 (2). maddesinin AİHM’nin, AİHS’nin 3. maddesi ile ilgili içtihadını içerdiği belirtilmektedir.96 94 ABAD, Birleştirilmiş davalar, C-175/08, C-176/08, C-178/08 ve C-179/08 [2010] ECR I-01493, Salahadin Abdulla ve diğerleri / Bundesrepublik Deutschland, 2 Mart 2010, para. 52; ABAD, C-31/09 [2010] ECR
I-05539, Nawras Bolbol / Bevándorlási és Állampolgársági Hivata, 17 Haziran 2010, para. 37; ABAD,
Birleştirilmiş davalar, C‑57/09 ve C‑101/09 [2010] ECR I-10979, Bundesrepublik Deutschland / B. Ve D.,
para. 77.
95 2011/95/EU sayılı Yönetmelik, OJ 2011 L 337/9. 96 AB Temel Haklar Şartı (2007/C 303/02) ile ilgili açıklamalar; AİHM, Ahmed / Austurya, no. 25964/94, 17 Aralık 1996; AİHM, Soering / Birleşik Krallık, no. 14038/88, 7 Temmuz 1989.
Bu itibarla, AB hukuku kapsamında, bir kişinin Geri Dönüş Yönetmeliği (2008/115/EC) uyarınca herhangi bir şekilde ihraç edilmesi ya da Dublin Tüzüğü uyarınca başka bir AB üye ülkesine transfer edilmesi, sığınma hakkı ve geri göndermeme ilkesi ile uyumlu olmalıdır.
AİHS kapsamında, AİHS’nin 2. ve 3. maddeleri, bu hükümlerden herhangi birine aykırı olacak bir muameleye maruz kalma riskiyle karşılaşacak bir kişinin herhangi bir şekilde iade edilmesini kesinlikle yasaklamaktadır. Bu, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde ortaya koyulan temel gerekçelerden biri olan zulüm görme riskinden farklıdır.
AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin demokratik bir toplumun temel değerlerinden birini içerdiğine ve mağdurun davranışı her ne kadar istenmeyen ve tehlikeli nitelikte olursa olsun, mutlak şekilde işkenceyi veya insanlık dışı veya aşağılayıcı davranışı veya cezalandırmayı yasakladığına karar vermiştir. 3. madde uyarınca, ilgili kişinin iade edildiği ülkede işkence veya insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalacağına dair gerçek bir riskin olduğuna inanmak için sağlam temeller gösterilmiş iken, bu kişinin sınır dışı edilmesinden devlet sorumlu olacaktır.97

Örnek: Saadi / İtalya davasında,98 başvuru sahibi, Tunus’ta bulunmadığı sırada, bu ülkede terörist örgüt üyesi olmak suçuyla 20 yıl hapis cezasına çarptırılan bir Tunus vatandaşıdır. Başvuru sahibi İtalya’da da komplo sebebiyle hüküm giymiştir. Mahkeme, başvuru sahibinin toplum için muhtemelen ciddi bir tehdit oluşturmasının, hiçbir şekilde, sınır dışı edilmesi halinde yaşayabileceği kötü muamele riskini azaltmadığını dikkate almıştır. Ayrıca, güvenilir insan hakları raporları, özellikle terör suçlarından hüküm giymiş olanlar olmak üzere, Tunus’ta mahkumlara kötü muamele
edildiğini rapor etmişlerdir. Bu davada sunulan diplomatik güvenceler de bu riski ortadan kaldırmamaktadır. Mahkeme bu nedenle, başvuru sahibinin Tunus’a gönderilmek üzere sınır dışı edilmesi durumunda 3. maddeye aykırı muameleye maruz
kalacağına dair gerçek bir riskin olduğuna inanmak için ciddi sebeplerin bulunduğuna karar vermiştir.
97 AİHM, Salah Sheekh / Hollanda, no. 1948/04, 11 Ocak 2007, para. 135; AİHM, Soering / Birleşik Krallık,
no. 14038/88, 7 Temmuz 1989; AİHM, Vilvarajah ve diğeleri / Birleşik Krallık, no. 13163/87, 13164/87,
13165/87, 13447/87 ve 13448/87, 30 Ekim 1991.
98 AİHM, Saadi / İtalya [BD], no. 37201/06, 28 Şubat 2008; AİHM, Mannai / İtalya, no. 9961/10,
27 Mart 2012.

Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

Örnek: Abdulle / Adalet Bakanı davasında,99 Malta asliye hukuk mahkemesi sığınmacıların, hapse atılıp işkence gördükleri Libya’ya gönderilmelerinin hem AİHS’nin 3. maddesini hem de Malta anayasasının 36. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir.

3.1.1. AB hukuku uyarınca riskin doğası

AB hukuku kapsamında, Vasıflandırma Yönetmeliği geri göndermeye karşı koruma sağlamaktadır.
1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 1A maddesinde ifade edilen zulüm şeklinde bir muameleye maruz kalan kişiler mülteci statüsü için uygundurlar (bkz. statü ve ilgili belgeleme hakkında 2. bölüm). Vasıflandırma Yönetmeliği‘nin 9. maddesi kapsamında,
bahsedilen zulüm şu şekilde tanımlanmıştır:
a) Doğası gereği veya tekrar edilmesinden dolayı temel insan haklarının ağır şekilde ihlali olarak kabul edilmek için yeterince ciddi sayılmalı ve özellikle, AİHS’nin 15 (2). maddesi uyarınca tanınan hiçbir istisnaya tâbi olmalıdır; veya

b) Bir kişiyi (a) maddesinde belirtildiği gibi etkilemek için yeterince ağır olan insan hakları ihlallerini de kapsayan çeşitli tedbirlerin toplamı olmalıdır.
Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 9. maddesi ayrıca zulmün; fiziksel veya ruhsal şiddet, idari veya yasal tedbirler (bu örneğin homoseksüelliği veya dini özgürlüğü yasaklayan kanunlar olabilir) ve “cinsiyet veya çocuk merkezli eylemler” gibi farklı şekillerde meydana gelebileceğini belirtmektedir. Örneğin, insan ticareti mağdurlarının zulme maruz kaldığı kabul edilebilir. Zulmün farklı şekilleri ve yukarıda listelenen eylemler, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nden doğan beş zulüm sebebinden birine atfedilebilmelidir: ırk, tabiiyet, din, belirli bir sosyal gruba ve politik görüşe mensup olma. Bu beş zulüm sebebi, değiştirilmiş
versiyonunda açık şekilde belirli bir sosyal gruba mensupluğun tespit edilmesi için cinsiyet kimliğinin açıkça dikkate alınması gerektiğini belirten Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 10. maddesi kapsamında yer almaktadır.
Ayrıca, geri döndükten sonra, ciddi bir zarar görmemek için kişinin kendi politik görüşlerini, cinsel tercihini veya dinî inançlarını ve ibadetlerini saklamaya zorlaması da zulüm sayılmaktadır.
99 Malta, Abdul Hakim Hassan Abdulle Et / Ministry tal-Gustizzja u Intern Et, Qorti Civili Prim’Awla (Gurisdizzjoni Kostituzzjonali), no. 56/2007, 29 Kasım 2011.

Örnek: Ortak görülen Y ve Z davasında,100 ABAD’dan hangi eylemlerin Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 9 (1) (a) maddesi ve Şart’ın 10. maddesi uyarınca din özgürlüğünün ciddi şekilde ihlal edilmesi bağlamında “zulüm eylemi” şeklinde nitelendirileceği hakkındaki görüşleri talep edilmiştir. Spesifik olarak, Divan’a dini nedenlerle zulüm eylemleri tanımının, “kişinin inancını gösterme özgürlüğüne” yapılan müdahaleleri kapsayıp kapsamadığı sorulmuştur. ABAD, bir zulüm eyleminin, din özgürlüğünün dışarıya belli edilmesine fiili olarak müdahale edilmesinden kaynaklanabileceğine
açıklık getirmiştir. Bu tür eylemlerin yapısal ve bunların ilgili kişiler üzerindeki sonuçlarının ağırlığı, Şart’ın 10 (1). maddesi uyarınca garanti altına alınmış olan hakkın ihlalinin, yönetmeliğin 9 (1). maddesi kapsamında zulüm sayılıp sayılmayacağını
belirler. ABAD ayrıca, mülteci statüsü elde etmek için yapılan bireysel bir başvuruyu değerlendirirken yerel makamların, makul bir şekilde, sığınmacının menşe ülkedeki yaşamını tehlikeye atabilecek dini faaliyetlerden vazgeçmesini bekleyemeyeceklerine karar vermiştir.

Örnek: X, Y ve Z davalarında,101 ABAD, yetkili makamların, makul bir şekilde, mülteci statütüsü için yapılan bir başvuruyu değerlendirirken, sığınma başvurusunda bulunan kişiden, zulüm riskinden kaçınmak için, menşe ülkede homoseksüelliğini
gizlemesini ya da cinsel tercihini ifade etmede ihtiyatlı davranmasını bekleyemeyeceklerini ifade etmiştir.

Kişilerin korunma ihtiyaçlarının sığınma başvurusunda bulundukları ev sahibi ülkede bulundukları sırada (‘sur place refugees’) ortaya çıkması bilinen bir durumdur: Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 5. maddesi özellikle, başvuru sahibinin menşe ülkeyi terk ettikten sonra meydana gelen olaylar sebebiyle haklı nedenlere dayanan zulüm veya ciddi zarar
görme korkusunu içermektedir.

İkincil koruma: Vasıflandırma Yönetmeliği, mülteci olmak için gerekli özelliklere sahip olmayan ancak menşe ülkeye ya da daha önce ikamet ettikleri yere geri gönderilmeleri halinde, ölüm cezasına çarptırılma veya infaz edilme (15 (a). maddesi), işkence veya insanlık dışı yada aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz kalma (15 (b). madde) nedeniyle ciddi acı çekecek olan kişiler için; sivil bir kişinin hayatının şahsi ve ciddi bir şekilde tehdit altında olması veya bir kişinin hayatının uluslararası veya ulusal silahlı çatışma 100 ABAD, Birleştirilmiş davalar, C-71/11 ve C-99/11 [2012], Bundesrepublik Deutschland / Y ve Z,5 Eylül 2012, para. 72, 80. 101 ABAD, Birleştirilmiş davalar, C-199/12, C-200/12 ve C-201/12, Minister voor Immigratie en Asiel / X, Y ve Z, 7 Kasım 2013.

Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

halinde gözü dönmüş bir şiddet nedeniyle tehdit altında olması (15 (c). madde) durumunda “ikincil korumayı” garanti altına almaktadır.

Örnek: Elgafaji davası102, bir Irak vatandaşının Irak’a iadesi ile ilgilidir. ABAD, mülteci olarak sınıflandırılamayacak bir Irak vatandaşına, Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 15 (c). maddesine atıfta bulunulan “sivil bir kişinin hayatının şahsi ve ciddi bir şekilde tehdit altında olması veya bir kişinin hayatının uluslararası veya ulusal silahlı çatışma halinde gözü dönmüş bir şiddet nedeniyle tehdit altında olması” gerekçesiyle ikincil koruma statüsü verilmesini değerlendirmiştir. Divan, yönetmeliğin 15 (c). maddesinin anlamının, yönetmeliğin 15 (a)–(b) maddesinde kullanılan “ölüm cezası”, “idam”
ve “işkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza” terimlerinden farklı kendi uygulama alanı olduğuna karar vermiştir. Bu madde, başvuru sahibinin içinde bulunduğu koşullarla ve/veya menşe ülkenin genel durum ile ilgili daha genel
bir riski kapsamaktadır. 15 (c). maddesi gereğince ikincil korumaya hak kazanması için, başvuru sahibinin özellikle kendi kişisel koşullarına ve/veya gözü dönmüş bir şiddete bağlı faktörlerden etkilendiğini göstermesi gerekmektedir. Başvuru sahibi, ne kadar çok kendi kişisel koşullarına özgü belirli faktörlerden etkilendiğini gösterebilirse, 15 (c). maddesi
gereğince ikincil koruma almaya uygun olduğunun belirlenmesi için kanıtlanması gereken gözü dönmüş şiddet seviyesi o kadar az olur. İstisnai durumlarda, silahlı çatışmanın ortaya çıkardığı gözü dönmüş şiddet seviyesi o kadar yüksek olur ki, kişinin sadece menşe ülkede veya bölgede bulunmaktan dolayı gerçek bir zarar görme tehdidi altında olduğuna inandıracak esaslı gerekçeler ortaya konur ve başvuru sahibi ikincil korumaya uygun bulunabilir.103

3.1.2. AİHS uyarınca riskin doğası
AİHS kapsamında, bir devlet, bir bireyi, AİHS’nin 2. maddesi kapsamında hayatını kaybetme
ya da 3. madde kapsamında işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye
veya cezaya maruz kalma gerçek riski altında bırakıyorsa, ihraç etme kesinlikle
yasaklanmaktadır. Bu durumda zulmü, [1951] Cenevre Sözleşmesi kapsamında bir
102 AAD, C-465/07 [2009] ECR I-00921, Meki Elgafaji ve Noor Elgafaji / Staatssecretaris van Justitie,
17 Şubat 2009, para. 35–39. Benzer konular için, ayrıca bkz. ABAD, C-285/12, Aboubacar Diakité /
Commissaire général aux réfugiés et aux apatrides, Belçika Danıştayı (Conseil d’État)’ndan bir ön karar
için referans, başvuru tarihi 7 Haziran 2012.
103 ABAD’ın ayrıca, C-285/12, Aboubacar Diakité / Commissaire général aux réfugiés et aux apatrides davası
çerçevesinde “ülke içinde silahlı çatışma” terimini tanımlaması talep edilmiştir. Belçika danıştayından bir
ön karar için referans başvurusu, 7 Haziran 2012.
Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku el kitabı
gerekçe olarak göstermeye gerek yoktur. İhraç yasağının hiçbir istisnası yoktur (bkz.
3.1.7. bölüm).
AİHM, AİHS’nin 2. ya da 3. maddesi kapsamına giren vakaları, durumun özel koşullarını
ve kişinin sınır dışı veya iade edilmesi halinde şahsen risk altında olduğu muameleyi dikkate
alarak ele alma eğilimindedir. AİHS’nin bu iki maddesi arasındaki temel fark şudur:
AİHS’nin 2. maddesi ile ilgili vakalarda, kişi ülkeye geri döndüğünde ölüm olasılığı fiilen
kesin olmalıdır; AİHS’nin 3. maddesi ile ilgili vakalarda ise ihraç edilecek kişinin, bu hüküm
tarafından yasaklanan işkenceye veya diğer kötü muamele şekillerine maruz kalma
konusunda gerçek bir risk altında olduğunu ortaya koyan ciddi gerekçelerin mevcut
olması gerekmektedir.
Örnek: Bader ve Kanbor / İsveç davasında104 AİHM, gıyabında ölüm cezasına çarptırılmış
bir kişinin Suriye’ye doğru sınır dışı edilmesinin, AİHS’nin 2. ve 3. maddelerini
ihlal edeceğine karar vermiştir.
Örnek: Al-Saadoon ve Mufdhi / Birleşik Krallık davasında,105 Birleşik Krallık’ın, Irak’ta
faaliyet gösteren Birleşik Krallık yetkililerinin, Iraklı sivilleri, idam cezası ile cezalandırılacakları
Irak ceza idaresine teslim etmesi ile AİHS’nin 3. maddesini ihlal ettiğine
karar verilmiştir. Mahkeme, AİHS’nin 2. maddesi veya 13 no’lu Protokol kapsamındaki
şikayetleri incelemenin gerekli olduğunu düşünmemiştir.
AİHM, bir kişinin, geri dönüş için önerilen ülkeye ihracının doğuracağı öngörülebilen
sonuçlarına odaklanmaktadır. Mahkeme, hem kişinin kişisel koşullarını hem de ülkedeki
genel koşulları, örneğin, şiddet veya silahlı çatışma içeren genel bir durumun veya
insan hakları suistimali olup olmadığını inceler. Kişi, sistematik biçimde kötü muameleye
maruz kalan bir gruba mensup106 ise, kişisel risk faktörlerinden bahsedilmesi gerekli
olmayabilir.
Örnek: Salah Sheekh / Hollanda davasında,107 AİHM, Somali’deki azınlık klanları
mensuplarının, yasaklanmış kötü muamele riski altında olan “hedef olarak seçilmiş
bir grup” olduğuna karar vermiştir. Bu davanın temelinde, başvuru sahibinin o
ülkeye döndüğü takdirde geçmişte kendisine karşı gerçekleştirilen eylemler için bir
104 AİHM, Bader ve Kanbor / İsveç, no. 13284/04, 8 Kasım 2005.
105 AİHM, Al-Saadoon ve Mufdhi / Birleşik Krallık, no. 61498/08, 2 Mart 2010.
106 AİHM, H. ve B. / Birleşik Krallık, no. 70073/10 ve 44539/11, 9 Nisan 2013, para 91.
107 AİHM, Salah Sheekh / Hollanda, no. 1948/04, 11 Ocak 2007.
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

tazminat talep edip edemeyeceği ve benzer eylemler için kendisine bir korumanın
sağlanıp sağlanmayacağı sorusu yer almaktadır. AİHM, başvuru sahibi kaçtığından
beri Somali’deki durumda hiçbir belirgin gelişme olmadığını göz önünde tutarak,
bu tür bir korumanın sağlanamayacağını ya da kendisine herhangi bir tazminatın
ödenmeyeceğini dikkate almıştır. Somali’de başvuru sahibinin ve ailesinin bir azınlık
grubuna mensup oldukları ve hiçbir koruma imkânına sahip olmadıkları bilindiği
için özellikle hedef olarak seçilmişlerdir. Bu itibarla, başvuru sahibinden, kişisel olarak
risk altında olduğunu ve olmaya devam ettiğini göstermesi için özel olarak kendisiyle
ilgili daha fazla ayırt edici özellik sunması talep edilemezdi. AİHM, kişinin ülkeden
çıkarılmasının AİHS’nin 3. maddesini ihlal edeceği sonucuna varmıştır.
Çoğu vakada, bir ülkedeki genel şiddet durumu AİHS’nin 3. maddesini ihlal etmemektedir.
Ancak, şiddet yeterli bir seviyede ya da yoğunlukta ise, kişinin mensubu olduğu
grubun diğer üyelerinden daha kötü durumda olacağını göstermesine gerek yoktur. Kişi
bazen hem kişisel risk faktörlerini hem de genel şiddet riskini göstermek zorunda kalabilir.
Mahkeme’nin dikkate alacağı tek soru, AİHS’nin 3. maddesine aykırı öngörülebilir ve
gerçek bir kötü muamele riski olup olmadığıdır.
Örnek: NA. / Birleşik Krallık davasında108 AİHM, Sri Lanka’daki genelleştirilmiş şiddet
seviyesinin ülkeye tüm iadeleri engellemek için yeterli olmadığını tespit etmiştir.
Ancak, bu durumun başvuru sahibine özgü kişisel faktörlerle birlikte ele alınması
halinde kişinin iadesinin AİHS’nin 3. maddesini ihlal edeceği ifade edilmiştir. AİHM,
ilk kez, genelleştirilmiş şiddet durumunun, tek başına, tüm geri dönüşlerin yasaklanması
için bir gerekçe olabilmesini kabul etmiştir.
Örnek: Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık davasında,109 Somali’de Mogadişu’daki gözü
dönmüş şiddetin, orada bulunan tüm sivillerin yaşamı için gerçek bir risk olacak
seviyede ve yoğunlukta olduğuna karar vermiştir. Şiddet seviyesini değerlendirirken,
Mahkeme şu kısmi kriterleri değerlendirmiştir: çatışma taraflarının sivil ölüm
riskini artıran ya da direkt sivilleri hedef alan savaş taktikleri ve metotları kullanıp
kullanmadığı; bu metotların ve/veya taktiklerin çatışma taraflarınca yaygın şekilde
kullanıp kullanılmadığı; çatışmanın yerel mi geniş çaplı mı olduğu; ve son olarak
çatışma sonucu öldürülen, yaralanan ve yerinden olan sivil sayısı. Mogadişu’daki
genel şiddet durumu, AİHM’nin buraya geri dönen herkesin, şehirde ona koruma
108 AİHM, NA. / Birleşik Krallık, no. 25904/07, 17 Temmuz 2008, para. 114–117, 147.
109 AİHM, Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık, no. 8319/07 ve 11449/07, 28 Haziran 2011, para. 241–250, 293.
Somali’deki durum hakkında daha güncel bir değerlendirme için bkz. AİHM, K.A.B. / İsveç, no. 886/11,
5 Eylül 2013.
Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku el kitabı

sağlayacak güçlü aktörlerle sağlam bağlantıları olmadığı sürece, sadece bu ülkede
bulunması nedeniyle AİHS’nin 3. maddesine aykırı kötü muameleye maruz kalacağına
ilişkin gerçek bir riskin olduğuna karar verecek kadar yoğundu.
İhraç edilecek kişi, AİHS’nin 3. maddesine aykırı muamele olarak sayılacak farklı tipte
zarar görme riskine maruz kalabilir. Bu riskler, onu kabul edecek ülkenin kendisinden
olmasa bile, o ülkedeki devlet dışı aktörlerden, hastalıktan veya insani koşullardan
kaynaklanabilir.
Örnek: HLR / Fransa davası110, yetkililere sağladığı bilgiler sayesinde Kolombiyalı bir
uyuşturucu şebekesinin üyelerinden birinin mahkum edilmesini sağlamış olmasından
dolayı kendisinden öç alınacağından korkan hükümlü bir uyuşturucu satıcısı
ile ilgili idi. Ancak Mahkeme, Kolombiyalı yetkililerin, bu aşamada, başvuru sahibini
kötü muamele riskine karşı koruyabileceklerine karar vermiştir. Bu nedenle, geri
gönderilmesi AİHS’nin 3. maddesine aykırı sayılmamıştır.
Örnek: D. / Birleşik Krallık davası111, ölümcül derecede hasta bir kişinin sınır dışı
edilmesiyle ilgiliydi. Mahkeme bunun koşullarını değerlenmiştir: tıbbi tedavinin
kesilmesi, geri gönderileceği ülkedeki zorlu koşullar ve döndüğünde hemen ölüm
ihtimali. Mahkeme, bu oldukça istisnai koşullar altında, başvuru sahibinin geri gönderilmesinin
AİHS’nin 3. maddesini ihlal edeceğine karar vermiştir. Bununla beraber
Mahkeme, bu tür davalar için yüksek bir eşik belirlemiştir. Daha sonra görülen
N. / Birleşik Krallık davasında,112 bir kadının Uganda’ya doğru sınır dışı edilmesinin,
AİHS’nin 3. maddesini ihlal etmediğine karar vermiştir; çünkü, mevcut kanıtlar
menşe ülkede bir şekilde tıbbi tedavinin mevcut olduğunu ve davanın görüldüğü
zaman kişinin ölümcül derecede hasta olmadığını gösteriyordu. S.H.H. / Birleşik Krallık
davasında113 da aynı yaklaşım uygulandı; bu davada da, engelli başvuru sahibi,
Birleşik Krallık’tan ihraç edilmesini engelleyecek şekilde, Afganistan’da karşılaşacağı
“oldukça istisnai koşulları” ispatlayamamıştır.
110 AİHM, H.L.R. / Fransa [BD], no. 24573/94, 29 Nisan 1997, para. 43–44.
111 AİHM, D. / Birleşik Krallık, no. 30240/96, 2 Mayıs 1997.
112 AİHM, N. / Birleşik Krallık [BD], no. 26565/05, 27 Mayıs 2008.
113 AİHM, S.H.H. / Birleşik Krallık, no. 60367/10, 29 Ocak 2013.
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

Örnek: Babar Ahmad ve diğerleri / Birleşik Krallık davası,114 Amerika Birleşik Devletleri’ne
iade edilmesi düşünülen ve terörist olduğu iddia edilen şahıslar ile ilgiliydi.
Mahkeme, ne şahısların ADX Florence (“maksimum güvenlikli” hapishane)’deki
beklenen tutukluluk koşullarının ne de olası mahkumiyet sürelerinin 3. maddeyi ihlal
edeceğine karar vermiştir.
Örnek: Aswat / Birleşik Krallık davasında,115 Mahkeme, ciddi bir zihinsel hastalığı
olan terör şüphelisi başvuru sahibinin, önerildiği şekilde Birleşik Devletler’e iade
edilmesinin bu ülkedeki tutukluluk koşullarındaki belirsizlik göz önüne aldığında,
3. maddeyi ihlal edeceğine karar vermiştir. Zihinsel hastalığı, Birleşik Krallık’ta normal
bir hapishaneden yüksek güvenlikli bir psikiyatri hastanesine transfer edilmesini
gerektirecek kadar ciddiydi. Tıbbi kanıtlar, bu kişinin “kendi sağlığı ve güvenliği”
için bulunduğu yerde kalmaya devam etmesinin uygun olduğunu açıkça belirtmekteydi.
Bu nedenle, mevcut tıbbi kanıtlar ışığında, başvuru sahibinin farklı bir ülkeye
ve potansiyel olarak daha düşmanca bir ortama sahip farklı bir hapishaneye gönderilmesi,
zihinsel ve fiziksel sağlığının 3. maddede belirtilen eşiğe ulaşacak kadar
bozulmasına sebep olabilecek gerçek bir risk teşkil ediyordu.
Örnek: Sufi ve Elmi davasında,116 Mahkeme başvuru sahiplerinin sınır dışı edilmeleri
halinde kendilerini Somali’de ve komşu ülkelerde AİHS’nin 3. maddesini ihlal eden
korkunç insani koşullardaki mülteci kamplarında bulacaklarına karar vermiştir. Mahkeme,
insani koşulların sadece kurallık gibi doğal olayların değil aynı zamanda, taraf
devletlerin Somali’deki çatışmadaki eylemlerinin ve eylemsizliklerinin bir sonucu
olduğunu not etmiştir.
Örnek: Ulusal düzeyde, M. A. davasında,117 Fransız Danıştayı (Conseil d’État), ikamet
izni talebi reddedilen bir Arnavutluk vatandaşının, Arnavutluk’a geri gönderilmesine
karar veren bir kararı bozmuştur. Yüksek mahkeme, M. A.’nın Arnavutluk’ta katıldığı
bir polis baskını sırasında öldürülen kişinin aile fertleri tarafından kötü muameleye
maruz kalabileceğini veya öldürülebileceği tespit etmiştir. Danıştay, sözkonusu riski
doğuran özel gruplar olsa da, devlet yetkililerinin yeterli korumayı sağlayamayacağı
durumlarda AİHS’nin 3. maddesinin geçerli olduğuna karar vermiştir.
114 AİHM, Babar Ahmad ve diğerleri / Birleşik Krallık, no. 24027/07, 11949/08, 36742/08, 66911/09 ve
67354/09, 10 Nisan 2012.
115 AİHM, Aswat / Birleşik Krallık, no. 17299/12, 16 Nisan 2013.
116 AİHM, Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık, no. 8319/07 ve 11449/07, 28 Haziran 2011, para. 267–292.
117 Fransa, Danıştay (Conseil d’État), M. A., no. 334040, 1 Temmuz 2011.
Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku el kitabı
AİHM ayrıca, kişinin ev sahibi ülkede muhalif eylemlere katılmış olmasının, ülkeye geri
döndüğünde 3. maddeye aykırı muameleyle karşılaşma riskini arttırıp arttırmadığını
incelemiştir.118
Örnek: S.F. / İsveç davasında,119 Mahkeme, İran’dan kaçmış ve İsveç’te önemli
politik faaliyetlere katılmış politik açıdan muhalif İranlı bir ailenin ihracının AİHS’nin
3. maddesini ihlal edeceğine karar vermiştir. Mahkeme, başvuru sahiplerinin
İran’daki faaliyetlerinin, tek başına, bir risk oluşturmadığını; ancak İranlı yetkililerin
İran dışında olsa dahi internet iletişimlerini ve rejimi eleştirenleri izlediğini gösteren
kanıtlar bulunduğundan İsveç’teki faaliyetlerinin önemli olduğunu tespit etmiştir.
Hem İsveç’e taşınmadan önce İran’daki faaliyetleri ve karıştıkları olaylar hem de
İran’ı geçerli kimlik belgeleri olmadan düzensiz bir şekilde terk etmeye zorlanmış
oldukları için, İranlı yetkililer başvuru sahiplerini ülkeye döndüklerinde kolayca tespit
edebileceklerdi.
3.1.3. Risk değerlendirmesi
AB kanunu ve AİHS kapsamında geçerli ilkeler, geri dönüşün oluşturduğu riskleri değerlendirme
hususunda pek çok ortak yöne sahiptir. Bu müşterekliğin sebebi, AB sığınma
mevzuatı kriterlerinin büyük ölçüde AİHM içtihadından ve BMMYK rehber ilkelerinden
alınmış olmasına bağlanabilir. Bu ilkeler uyarınca yapılacak değerlendirmelerin kişiye özel
olması ve tüm ilgili güncel kanunların, olayların, belgelerin ve kanıtların dikkate alınması
gereklidir. Buna, kişinin menşe ülkesindeki durumla ilgili bilgiler de dâhildir. Bir kişiye geçmişte
zarar verilmiş olması gelecekteki risk için önemli bir göstergedir.
AB hukuku kapsamında, Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 4. maddesi uluslararası koruma
için yapılan başvurularda olayların ve koşulların değerlendirilmesi için detaylı kurallar
belirlemektedir. Örneğin, kişiselleştirilmiş bir değerlendirme yapılmalıdır; kişi geçmişte
zulüm gördüyse, geri dönmesi halinde gelecekte risk altında olacağını gösteren güçlü bir
gösterge olabilir. İlgili değerlendirmeyi yapacak görevliler, bir iddiayı doğrulamak için gerçek
bir çaba teşkil eden tüm açıklamaları dikkate almalıdırlar.
Değerlendirmenin zamanlaması ile ilgili olarak, Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 4 (3). maddesi
değerlendirmenin başvuru kararı alınırken yapılması gerektiğini ifade etmektedir.
Yenilenmiş Sığınma Prosedürü Yönetmeliği’nin 46 (3). maddesi, temyiz prosedüründe,
hukuki hususların ve olayların incelenmesinin temyiz davasının görüldüğü zamana
118 Bkz., örneğin, AİHM, Muminov / Rusya, no. 42502/06, 11 Aralık 2008.
119 AİHM, S.F. ve diğerleri / İsveç, no. 52077/10, 15 Mayıs 2012.

göre yapılması gerektiğini belirtmektedir. Koruma statüsünün kaldırılmasının ne zaman
değerlendirilmesi gerektiği 3.1.8. bölümde açıklanmaktadır.
AİHS kanunu kapsamında, üye ülkeden ihraç edilmesi halinde AİHS’nin 2. veya 3. maddesine
aykırı bir muameleye maruz kalacağına ilişkin gerçek bir riskin olduğuna inanılması
için esaslı gerekçelerin olduğunu ispatlayacak delilleri ortaya koymak başvuru
sahibinin sorumluluğudur. Bu tür kanıtlar ortaya konduğunda, bunlarla ilgili şüpheleri yok
etmek hükümetin görevidir.120 AİHM, sığınmacıların beyanlarının ve ibraz ettikleri destekleyici
belgelerin güvenilirliğini değerlendirilirken, bulundukları özel durumun onlara,
sıklıkla, şüpheden yararlanma hakkının tanınması gerektiğini kabul etmiştir.121 Bununla
beraber, verilen bilginin eksik olması veya kişinin iddialarının gerçekliğini sorgulamak için
güçlü bir neden olması halinde, kişinin tatmin edici bir açıklamada bulunması gerekir.122
Örnek: Singh ve diğerleri / Belçika davasında,123 Mahkeme, Belçika makamlarının
bir Afgan vatandaşlarının sığınma başvurusu için ibraz ettikleri destekleyici belgeleri
reddettiğini not etmiştir. Yetkililer konuyu yeterince soruşturmadan, belgeleri
ikna edici bulmamışlardır. Bilhassa, başvuru sahiplerine mülteci statüsü veren Yeni
Delhi’deki BMMYK ofisi tarafından verilen belgelerin kopyalarının gerçekliğini, bu
doğrulama kolayca yapılabilecekken, kontrol etmemişlerdir. Dolayısıyla, AİHS’nin
13. maddesi gereğince sığınma başvurusunu dikkatli ve titiz bir şekilde incelemeyerek
3. maddedeki hükümleri ihlal etmişlerdir.
AİHS’nin 36. maddesi, üye ülkelere, vatandaşlarından birinin bir diğer üye ülkeye karşı
açtığı davalarda müdahale hakkı vermektedir. Mahkeme, devletlerin vatandaşlarına diplomatik
koruma sağlamasına olanak tanımak için AİHS’ye eklenen bu hükmün, bu kişilerin
vatandaşı oldukları ülkeye iade edilmeleri halinde Sözleşme’nin 2. ve 3. maddelerine
aykırı muameleye maruz kalacakları korkusuyla yaptıkları şikayetleri içeren davalar için
geçerli olmadığına karar vermiştir.124
120 AİHM, Saadi / İtalya [BD], no. 37201/06, 28 Şubat 2008, para. 129.
121 AİHM, Salah Sheekh / Hollanda, no. 1948/04, 11 Ocak 2007, para. 148; AİHM, R.C. / İsveç,
no. 41827/07, 9 Mart 2010, para. 50.
122 AİHM, Matsiukhina ve Matsiukhin / İsveç (karar), no. 31260/04, 14 Eylül 2004; AİHM, Collins ve
Akaziebie / İsveç (karar), no. 23944/05, 8 Mart 2007.
123 AİHM, Singh ve diğerleri / Belçika, no. 33210/11, 2 Ekim 2012.
124 AİHM, I. / İsveç, no. 61204/09, 5 Eylül 2013.
Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku el kitabı
AİHM içtihadı uyarınca, risk sadece münferit faktörlere dayanarak değil kümülatif şekilde
değerlendirilmelidir.125 Değerlendirmeler, tüm kanıtlar dikkate alınarak duruma özel
şekilde yapılmalıdır.126 Kişinin geçmişte zulme uğramış olması, gelecekte de bu riski taşıdığını
gösteren güçlü bir gösterge olabilir.127
Geri dönüşün doğuracağı riski değerlendirirken, AİHM ülkedeki genel durumu gösteren
kanıtların yanı sıra bireye özgü belirli bir riske ilişkin kanıtları da dikkat almıştır. AİHM ülkedeki
koşulları değerlendirilirken, BMMYK ve uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları
gibi, güvenilebilecek belge türleri hakkında yol göstermiştir. Mahkeme, kaynağı bilinmeyen
ve vardığı sonuçlar diğer güvenilir raporlar ile uyumsuz olan raporların güvenilir
olmadığına karar vermiştir.128
Kişi henüz sınır dışı edilmediyse, AİHM’nin davayı incelediği tarih, riskin değerlendirileceği
tarihtir.129 Bu ilke, AİHS’nin öngördüğü risk altında olan hakkın 3. madde gibi mutlak olmasına
ya da 8. madde gibi mutlak olmamasına bağlı olmadan geçerli sayılmıştır.130 Başvuru
sahibi zaten sınır dışı edilmiş ise, AİHM kişinin kötü muamele görüp görmediğini veya
ülkeyle ilgili bilgilerin başvuru sahibinin kötü muamele göreceğine dair sağlam sebepler
gösterip göstermediğini inceleyecektir.
Örnek: Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık davasında,131 AİHM, hem Somali’deki koşullar
ve şiddetin seviyesi hem de Somalili İslamcı isyancı grup El Şabab’ın gerçekleştirdiği
insan hakları suistimalleri hakkındaki uluslararası örgütler tarafından hazırlanan
raporları incelemiştir. Mahkeme, hükümetin Nairobi’den, Kenya, Somali hakkında
hazırladığı olaylara ilişkin rapora güvenememiştir; çünkü, bu rapor belirsiz ve isimsiz
kaynaklar içermekte olup, genel olarak ulaşılabilecek olan diğer bilgilerle çelişmekteydi.
Mevcut kanıtlara dayanarak karar veren Mahkeme, Somali’deki koşulların
yakın zamanda iyileşmesinin olası olmadığına karar vermiştir.
125 AİHM, S.F. ve diğerleri / İsveç, no. 52077/10, 15 Mayıs 2012, para. 68, 69.
126 AİHM, R.C. / İsveç, no. 41827/07, 9 Mart 2010, para. 51 (sağlık raporu hakkında); AİHM, N. /
İsveç, no. 23505/09, 20 Temmuz 2010, para. 52; AİHM, Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık, no. 8319/07
ve 11449/07, 28 Haziran 2011.
127 AİHM, R.C. / İsveç, no. 41827/07, 9 Mart 2010.
128 AİHM, Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık, no. 8319/07 ve 11449/07, 28 Haziran 2011, para. 230–234.
129 AİHM, Saadi / İtalya [BD], no. 37201/06, 28 Şubat 2008.
130 AİHM, A.A. / Birleşik Krallık, no. 8000/08, 20 Eylül 2011.
131 AİHM, Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık, no. 8319/07 ve 11449/07, 28 Haziran 2011.
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

Örnek: Muminov / Rusya davasında,132 başvuru sahibi, mevcut bilgilere göre, Rusya’dan
iade edildikten sonra Özbekistan’da beş yıl hapis yatacak bir Özbek vatandaşı
idi. AİHM, başvuru sahibinin iade edilmesinden sonraki durumu hakkında, kendi
görüşü dışında, başka bir güvenilir bilgiye sahip olmamasına rağmen, Özbekistan’da
mahkumlara genel olarak kötü davranıldığını belirten eden yeterli güvenilir raporlar
olduğu için AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmiş sayılacağına karar vermiştir.
3.1.4. Korumanın yeterliliği
Uluslararası mülteci hukuku kapsamında, zulüm korkusu duyduğunu iddia eden bir sığınmacı,
hem 1951 Cenevre Sözleşmesi kapsamındaki nedenlerden dolayı kendisine zulmedileceğinden
dolayı duyduğu korkunun sağlam temellere dayandığını hem de devletin
bu konudaki korumasının yetersiz olduğunu gösterebilirse mülteci statüsüne hak
kazanmaktadır. Devlet korumasının yeterliliği; gönderildiği ülkenin, ister devlet kurumları
isterse ülke topraklarının bölümlerini kontrol eden diğer birimler vasıtasıyla, sığınmacının
korktuğu kötü muameleye karşı yasal sistem yoluyla, makul seviyede koruma sağlamaya
yönelik niyeti ve gücünün olması anlamına gelir.
AB hukuku kapsamında, kişinin mülteci veya ikincil korumaya uygun olup olmadığı
belirlenirken, gönderilmesi önerilen ülkede kişinin korktuğu zarardan korunup korunamayacağını
değerlendirmek gerekir. Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 7. maddesinde şu
ifade yer almaktadır: “Zulme veya ciddi zarara karşı koruma ancak, bu korumayı sağlama
isteğine ve gücüne sahip olmaları koşuluyla, […] devlet veya devletin veya bu devlete ait
toprakların önemli bir bölümünü kontrol eden taraflar ve kuruluşlar, uluslararası kuruluşlar
dâhil olmak üzere, […] tarafından sağlanabilir […]”. Bu korumanın “etkili ve sürekli”
olması gerekmektedir. Zulmü önlemek için, bunu gerçekleştirenleri ortaya çıkarmaya,
kovuşturmaya ve cezalandırmaya imkan veren etkili bir hukuk sistemi geliştirerek makul
adımların atılması gerekmektedir. Başvuru sahibinin bu tür koruma sistemlerine erişimi
olmalıdır.
Örnek: Salahadin Abdulla ve diğerleri davası,133 mülteci statüsünün sona erdirilmesi
ile ilgiliydi. ABAD, mültecinin kendi ülkesinin teklif ettiği korumanın yeterli olabilmesi
için, Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 7 (1). maddesi uyarınca koruma sağlayan devletin
ya da diğer birimlerin zulüm eylemlerini önlemek için objektif olarak makul seviyede
bir güce ve niyete sahip olmaları gerekmektedir. Zulmü önlemek için, diğer
132 AİHM, Muminov / Rusya, no. 42502/06, 11 Aralık 2008.
133 ABAD, Birleştirilmiş davalar, C-175/08 [2010] ECR I-01493, Salahadin Abdulla ve diğerleri /
Bundesrepublik Deutschland, 2 Mart 2010.

şeylerin yanı sıra, zulüm eylemlerini tespit etmek ve kovuşturmak ve cezalandırmak
için, mülteci statüsü sona ermiş olan ilgili kişinin erişebileceği etkili bir hukuk sistemi
geliştirerek makul adımlar atmalıdırlar. Devletin ya da koruma sağlayan diğer kuruluşun,
bir yetkiye, örgütsel bir yapıya sahip olma gibi somut gereksinimlere ve mültecinin
vatandaşı olduğu ülkede diğer şeylerin yanı sıra, asgari seviyede hukuku ve
düzeni sağlamak için araçlara sahip olması gerekmektedir.
Filistinli mülteciler için belirli bir koruma rejimi mevcuttur. Birleşmiş Milletler Orta
Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü (UNRWA), onlara koruma ve
yardım sağlamak amacıyla kurulmuştur. UNRWA; Kudüs’ün batısı ve Gazze Şeridi dâhil
Batı Şeria’nın yanı sıra Ürdün, Suriye ve Lübnan’da faaliyet göstermektedir. UNRWA’dan
yardım alan kişiler, mülteci statüsü hakkına sahip değillerdir (1951 Cenevre Sözleşmesi’nin
1D maddesini AB kanununa dâhil eden Vasıflandırma Yönetmeliği’nin
12 (1) (a). maddesi).
Örnek: Bolbol vakası134, Gazze şeridinden ayrılan ve vardığı Macaristan’da daha
önce UNRWA’dan koruma veya yardım istemeden sığınma başvurusunda bulunan
Filistin asıllı vatansız bir kişi ile ilgiliydi. ABAD, Vasıflandırma Yönetmeliği’nin
12 (1) (a). maddesi uyarınca, bir kişinin BMMYK dışında bir BM örgütünden koruma
ve yardım almış kabul edilmesi için koruma veya destekten faydalanma hakkına
sadece teorik olarak sahip olmasının yeterli olmadığını, bu hakkı gerçekten kullanmış
olması gerektiğini açıklamıştır.
El Kott davasında,135 ABAD ayrıca, UNRWA’nın faaliyet alanından kendi istekleriyle
alakasız sebeplerle ve kontrolleri ve özgür iradeleri dışında ayrılmaya zorlanan kişilere,
yönetmeliğin 12 (1) (b) veya (2) ve (3) maddelerinde ifade edilen istisna gerekçelerinin
hiçbirinin geçerli olmaması durumunda, otomatik olarak mülteci statüsünün
verilmesi gerekmektedir.
AİHS kapsamında, 3. maddenin ihlal edilip edilmediği – ya da edileceği – hakkında bir
değerlendirme yaparken, kabul eden devletin ya da o devletteki kuruluşların, ihraç edilecek
kişiye sunabileceği korumaların incelenmesi gerekebilir. Mülteci davalarında korumanın
yeterliliği kavramı (daha önce tanımlandığı gibi) ile AİHS’nin 3. maddesi ile ilgili vakalar
arasında benzerlik bulunmaktadır. Eğer kişinin geri döndüğünde risk altında olacağı
134 ABAD, C-31/09 [2010] ECR I-05539, Nawras Bolbol / Bevándorlási és Állampolgársági Hivata,
17 Haziran 2010.
135 ABAD, C-364/11, Abed El Karem El Kott ve diğerleri / Bevándorlási és Állampolgársági Hivatal,
19 Aralık 2012.
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

muamelenin ağırlığı 3. maddenin uygulanmasını gerektiriyorsa, kabul eden devletin
etkili ve pratik şekilde, kişiyi söz konusu riske karşı koruma kapasitesine ve isteğine sahip
olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Örnek: Hida / Danimarka davasında,136 başvuru sahibi 2004 yılındaki çatışma
zamanı Kosova’ya dönmeye zorlanan çingene etnik kökenli bir kişiydi. Azınlıklara
karşı işlenen suçlar ve şiddet olayları nedeniyle endişe duymakta olan Mahkeme,
çingeneler gibi etnik topluluklara mensup olanlar için uluslararası koruma ihtiyacının
devam ettiğini dikkate almıştır. Mahkeme, Birleşmiş Milletler Kosova Geçici
Yönetim Misyonu (UNMIK)’nun, Danimarka ulusal emniyet müdürü tarafından önerilen
zorunlu iadeler üzerinde bireyselleştirilmiş bir inceleme gerçekleştirdiğini not
etmiştir. UNMIK bazı iadelere itiraz ettiğinde, emniyet müdürü bir sonraki bildirime
kadar bu iadeleri askıya almıştır. Olayda, emniyet müdürü, zorunlu iadesi henüz
planlanmadığı için, başvuru sahibinin durumu ile ilgili olarak henüz UNMIK ile irtibata
geçmemişti. Bu koşullar altında, Mahkeme, UNMIK’in başvuru sahibinin zorunlu
iadesine itiraz etmesi halinde, bunun da bir sonraki bildirime kadar askıya alınacak
olmasından dolayı duyduğu memnuniyetini bildirmiştir. Mahkeme, çingene etnik
kökenine sahip başvuru sahibinin, Kosova’ya döndüğünde işkence veya insanlık dışı
ya da aşağılayıcı muameleme veya cezaya maruz kalacağına ilişkin gerçek bir riskin
olduğuna inanmak için hiçbir esaslı gerekçenin olmadığına karar vermiştir. Mahkeme
bu nedenle, davanın asılsız olması nedeniyle kabul edilemez olduğunu ilan
etmiştir.
AİHM’den, kabul eden devletin verdiği diplomatik güvencelerin, bunların olmaması
halinde, kişinin o ülkeye döndüğü zaman maruz kalacağı kötü muamele riskini engelleyip
engelleyemeyeceklerini incelemesi istenmiştir. Kabul eden devletin güvence verdiği
durumlarda, bu güvenceler, tek başlarına, kötü muamele riskine karşı uygun koruma
sağlamak için yeterli değildir. Verilen güvencelerin pratikteki uygulanmasının, kişiyi kötü
muamele riskine karşı korumak için yeterli garanti sağlayıp sağlamadığının incelenmesi
zorunludur. Her bir vakada, kabul eden devletten alınan güvencelere verilecek olan ağırlık,
söz konusu tarihte hüküm süren koşullara bağlıdır.
AİHM için ilk soru, kabul eden devletteki insan hakları ile ilgili genel durumun, herhangi
bir güvencenin kabul edilmesini engelleyip engellemediğidir. Sadece nadir olaylarda, bir
ülkedeki genel durum, güvencelere hiçbir suretle ağırlık verilemeyeceği anlamına gelecektir.
Genelikle, Mahkeme, öncelikle verilen güvencelerin kalitesini ve ikinci olarak,
136 AİHM, Hida / Danimarka (aralɪk), no. 38025/02, 19 Şubat 2004.
Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku el kitabı
kabul eden devletteki uygulamalar ışığında, güvenilir olup olmadıklarını değerlendirecektir.
Bunu yaparken, Mahkeme ayrıca, güncel içtihatta belirtilen çeşitli faktörleri dikkate
alacaktır.137
3.1.5. Ülke içinde yer değiştirme
Hem AB hukukuna hem AİHS’ye göre, devletler, menşe ülkesinde yaşadığı bölgede risk
altında olan bir kişinin, bu ülke içinde başka bir bölgede daha güvenli olabileceğine ve
böylece uluslararası korumaya ihtiyacı olmayacağına karar verebilirler.
AB hukuku kapsamında, ülke içinde koruma olasılığı Vasıflandırma Yönetmeliği’nin
8. maddesinde yazılmıştır.
AİHS kapsamında, bir devlet tarafından yapılmış olan ülke içinde yer değiştirme önerisi,
geri dönüş noktasından gidilecek yere kadar detaylı bir şekilde yapılmış bir değerlendirmeye
tabi olmalıdır. Bu şart, geri dönüş noktasının güvenli olup olmadığının, güzergâh
üzerinde barikat olup olmadığının ya da gidilecek yere ulaşmak için geçilmesi gereken
belirli bölgelerin kişi için güvenli olup olmadığının değerlendirilmesini de kapsamaktadır.
Kişisel durumların da değerlendirilmesi gereklidir.
Örnek: Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık davasında,138 AİHM, AİHS’nin 3. maddesinin prensipte,
üye ülkeleri, ülke içinde yer değiştirme olasılığını gerçekleştirmeleri konusunda
engellemediğine karar vermiştir. Ancak, bunu gerçekleştirmek için gönderilen kişinin
söz konusu bölgeye doğru yolculuk ederken, giriş yaparken ve buraya yerleşirken
kötü muameleye maruz kalma konusunda karşı kaşıya olduğu gerçek riskinden
güvenli şekilde kaçınabilmesinin sağlanmış olması gerekmektedir. Bu vakada, Mahkeme,
ülkedeki genel şiddet durumu nedeniyle, sadece Somali’nin güneyinde ve
orta kesiminde, gönderilen kişinin kötü muameleye maruz kalma konusunda gerçek
bir riskle karşı karşıya kalmayacağı bölgeler olabileceğini dikkate almıştır. Gönderilen
kişilerin, başvuru sahibinin yakın zamanda Somali’de yaşadığı deneyim örnek
gösterilerek El Şabab’ın dikkatinden kaçılabileceği ispatlanamadığı takdirde, El Şabab
kontrolündeki bölgelere seyahat etmek ya da bu bölgelerden geçmek zorunda
kalırlarsa, 3. maddeye aykırı muameleye maruz kalma riskiyle karşılaşmaları muhtemel
olacaktır. Başvuru sahibinin davasında, Mahkeme, birçok nedene dayanarak
137 AİHM, Othman (Abu Qatada) / Birleşik Krallık, no. 8139/09, 17 Ocak 2012, para. 189; AİHM, Ismoilov
ve diğerleri / Rusya, no. 2947/06, 24 April 2008, para. 127; AİHM, Saadi / İtalya [BD], no. 37201/06,
28 Şubat 2008; AİHM, Ryabikin / Rusya, no. 8320/04, 19 Haziran 2008.
138 AİHM, Sufi ve Elmi / Birleşik Krallık, no. 8319/07 ve 11449/07, 28 Haziran 2011.
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar

kişinin 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk
altında olduğuna karar vermiştir.139
3.1.6. Başka yerde güvenlik
AB hukuku kapsamında, bir AB üye ülkesinin, uluslararası koruma nedenleriyle, bir başvuru
sahibini, onun başvurusunu incelemek için, güvenli kabul edilmesi ve belirli garantilere
saygı gösterilmesi koşuluyla, bir başka ülkeye göndermesine izin verilebilir. Bu
bölüm, sözkonusu durumun ne zaman mümkün olduğunu açıklanmaktadır. Oysa ki, bu
konuda uygulanabilir prosedüre ilişkin tedbirler 4.2. bölümde ve refakatsiz küçükler ile
ilgili olanlar da 9.1. bölümde tanımlanmaktadır.
İki durumda bir diğer ülkenin güvenli olduğu farz edilir. İlk olarak, bir ülke, Sığınma Prosedürü
Yönetmeliği (38. madde)’nde sıralanan koşulları yerine getirmesi halinde güvenli
kabul edilebilir. Bu koşullar arasında şunlar yer alır: Sığınmacı güvenli sayılan üçüncü
ülke tarafından kabul edilmeli, koruma talep etme imkânına sahip olmalı ve uluslararası
korumaya ihtiyacı olduğuna karar verildiği takdirde 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne uygun
şekilde muamele görmelidir. Devletlerin, geri dönen/gönderilen kişinin ileride güvenli
olmayan bir ülkeye geri gönderilmemesini sağlamaları büyük önem taşımaktadır.
İkinci varsayım, Dublin Tüzüğü ((EU) 604/2013 sayılı Tüzük)’ni uygulayan devletler yani
28 AB üye ülkesi, İzlanda, Liechtenstein, Norveç ve İsviçre ile ilgilidir (bkz. 4.2. bölüm).140
Dublin Tüzüğü, uluslararası koruma başvurularının incelenmesinde üye ülkeler için
sorumluluk dağılımı öngörmektedir; başvurusunu bir AB üye ülkesinde yaptıktan sonra
bir diğer ülkeye giden kişilerin başvurularını incelemek için sorumluluk verilmesi konusunda
bir kriter hiyerarşisi vardır. Dublin Tüzüğü’nü uygulayan tüm devletlerin güvenli
olduğuna ve AB Temel Haklar Şartı ile AİHS’ye uygun davrandıklarına dair aksi ispat edilebilir
bir varsayım mevcuttur.
Dublin Tüzüğü’nde sıralanan çeşitli kriterlere göre, başvuru sahibinin ortak alana girmesine
izin veren devlet, özellikle, başvuruyu değerlendirmekten sorumlu devlet olarak
tespit edilir (Dublin Tüzüğü bölüm). Kişinin hangi ülke üzerinden giriş yaptığını belirlemek
için, varışta parmak izleri alınır ve Dublin Tüzüğü’nü uygulayan tüm devletlerin erişebildiği
Eurodac veri tabanına kaydedilir (bkz. Eurodac Tüzüğü, (EU) 603/2013). Örneğin,
eğer bir sığınmacı A ülkesine gelir ve sığınma başvurusunda bulunup parmak izi alındıktan
sonra B ülkesine giderse, B ülkesinde alınan parmak izleri A ülkesinde alınanlarla
139 Ayrıca bkz. AİHM, M.Y.H. / İsveç, no. 50859/10, 27 Haziran 2013.
140 (EU) 604/2013 sayılı Tüzük, 26 Haziran 2013, OJ 2013 L 180/31.
Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku el kitabı
eşleştirilecektir; o zaman B ülkesi, sığınma başvurusunun değerlendirilmesinde kendisinin
mi yoksa A ülkesinin mi sorumlu olduğunu tespit etmek için Dublin kriterlerini uygulamak
zorunda kalacaktır.
Devletler, kişilerin, sığınma ve kabul sistemlerinde uygulamaya dayalı bozukluklar olan
AB üye ülkelerine gönderilmemelerini sağlamalıdırlar. Bu yükümlülük, devletlerin, AB
Temel Haklar Şartı’nı ciddi şekilde ihlal eden belirli vakalarda, Dublin Tüzüğü kapsamında
kendi sorumlulukları olmasa dahi bir başvuruyu incelemelerini gerekli kılabilir.
Örnek: Birlikte görülen N.S. ve M.E davalarında,141 ABAD belirli koşullar altında, Dublin
kriterlerine göre sorumluluk bir başka AB üye ülkesine ait olsa bile, bir devletin
Yönetmeliğin 3 (2). maddesi kapsamındaki egemenlik hükmü uyarınca bir başvuruyu
değerlendirebileceğine dair ön karar vermiştir. Divan, AB üye ülkelerinin,
3 (2). madde kapsamındaki ihtiyari güçlerini kullanırken, AB Temel Haklar Şartı’nda
tanınan temel haklara ve prensiplere uygun şekilde davranmaları gerektiğine açıklık
getirmiştir. Bu nedenle, üye ülkeler, bir sığınmacıyı, sığınma prosedüründe ve kabul
koşullarında, Şart’ın 4. maddesi (işkence yasağı)’ni ihlal edecek kadar sistemsel
bozuklukların olduğuna dair kanıtların olması halinde, yönetmelik uyarınca sorumlu
olan diğer üye ülkeye –bu eksikliklerden haberdar olmamasının mümkün olmadığı
durumlarda– transfer etmeyebilirler. Bu ayrıca üye ülkenin yönetmelikteki diğer kriterleri
incelemesini ve sığınma başvurusunu incelemekten sorumlu başka bir üye
ülke olup olmadığını belirlemesini zorunlu kılmaktadır. Eğer bir başka üye ülkeyi
belirlemek mümkün değilse ya da belirlenmesi makul olmayan bir süre alacaksa,
başvuruyu 3 (2). madde uyarınca üye ülkenin kendisi incelemelidir.
AİHS kapsamında, AİHM, ele aldığı pek çok unsur arasında, önerilmiş olan ihracın öngörülebilir
sonuçlarını değerlendirmek için güvenilir insan hakları raporlarını dikkate alacaktır.
İhraç eden devlet, özellikle bir ülke hakkında hazırlanmış insan hakları raporlarından
sınır dışı eden ülkenin, buradaki riskleri bildiği ya da bilmesi gerektiği ortaya çıkıyorsa,
sözkonusu riski doğrulamakla yükümlüdür.
Örnek: M.S.S. / Belçika ve Yunanistan davasında,142 AİHM, başvuru sahibinin Yunanistan’daki
yaşam ve tutukluluk koşullarının AİHS’nin 3. maddesini ihlal etmiş
olduğuna karar vermiştir. Güvenilir raporlara göre, burada, sığınma prosedürüne
141 ABAD, Birleştirilmiş davalar C-411/10 ve C-493/10, N. S. / Secretary of State for the Home Department
ve M. E. ve diğerleri / Refugee Applications Commissioner ve Minister for Justice, Equality and Law
Reform, 21 Aralık 2011.
142 AİHM, M.S.S. / Belçika ve Yunanistan [BD], no. 30696/09, 21 Ocak 2011.
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar
erişim konusunda boşluk olup, ileride geri gönderilme riski sözkonusudur. Bu
nedenle Belçikalı yetkililerin, söz konusu tarihte Yunanistan’da sığınmacıların aşağılayıcı
muameleye maruz kalma riski ile karşı karşıya kaldıklarını bildiklerini ya
da bilmeleri gerektiğini gösteren mevcut kanıtların olması nedeniyle, bu yetkililer,
3. madde çerçevesinde Yunanistan’a yaptıkları Dublin transferinden dolayı sorumlu
tutulmuşlardır.
3.1.7. Uluslararası korumaya istisnalar
AB Hukuku kapsamında, Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin
1F maddesine dayanarak hazırlanan 12 ve. 17. maddelerinde, hak etmeyen kişiler için
uluslararası korumaya getirilen istisnalar hakkında hükümler yer almaktadır. Bu kişiler,
aşağıdaki eylemlerden en az birini gerçekleştirdiği iddia edilen kişilerdir:
• barışa karşı suç, savaş suçu veya insanlık suçu;
• mültecinin kabul eden ülke dışında, kabul edilmeden önce politik olmayan ciddi bir
suç işlemesi;
• Birleşmiş Milletler ilkelerine ve amaçlarına aykırı bir eylem.
Uluslararası korumaya getirilen istisnanın değerlendirilmesinden önce kişinin uluslararası
koruma için uygun olup olmadığı incelenmelidir. İstisnalara ilişkin maddelerinin
kapsamına giren kişiler, mülteci ya da ikincil korumaya hak kazanmış kişiler olarak kabul
edilmez.
Örnek: B ve D davasında,143 ABAD, istisna maddelerinin nasıl uygulanacağı konusunda
yol göstermiştir. Bu davada sözkonusu olan kişinin bir örgüt üyesi olması
ve örgütün yürüttüğü silahlı mücadeleyi aktif olarak desteklemesi, eylemlerinin
otomatik olarak “politik olmayan ciddi suç” ya da “Birleşmiş Milletler ilkelerine ve
amaçlarına aykırı eylem” olarak kabul edilmesi için ciddi bir dayanak oluşturmamıştır.
Bu her iki durum, mülteci olarak yararlanılan korumadan ilgili kişinin hariç
tutulmasına neden olmaktaydı. Kişinin bu tür eylemler ve suçlar nedeniyle suçlu
bulunması için ciddi nedenlerin olup olmadığının tespit edilebilmesi için belirli olaylar
tek tek değerlendirilmelidir. Bunu yaparken, örgütün gerçekleştirdiği eylemlerin
bu hükümlerin koşulları kapsamında olup olmadığı ve yönetmeliğin 12 (2). maddesi
143 ABAD, Birleştirilmiş davalar, C-57/09 ve C-101/09, Bundesrepublik Deutschland / B. ve D., 9 Kasım 2010.
Sığınma, sınırlar ve göç ile ilgili Avrupa hukuku el kitabı

uyarınca aranan delil standardı dikkate alınarak, ilgili bireyin bu eylemlerde kişisel
sorumluluğu olup olmadığı tespit edilmelidir. Mahkeme ayrıca, mülteci statüsü
dışında bırakmanın, ilgili bireyin ev sahibi üye ülke için sürekli tehdit oluşturmasına
veya belirli bir vaka ile ilgili olarak orantılılık değerlendirmesine bağlı olmadığını
eklemiştir.
AİHS kapsamında, mağdurun durumu ne olursa olsun, işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı
muamele ya da ceza kesinlikle yasaklanmış olduğundan, başvuru sahibinin işlediği
iddia edilen suçun doğasının AİHS’nin 3. maddesi kapsamında değerlendirilmesinde
bir etkisi yoktur. Buna bağlı olarak, başvuru sahibinin gerçekleştirdiği eylem, ne kadar
istenmeyen ve tehlikeli bir eylem olursa olsun, dikkate alınamaz.
Örnek: Saadi / İtalya davasında,144 Mahkeme 3. madde uyarınca işkencenin mutlak
suretle yasak olduğunu tekrar teyit etmiştir. Başvuru sahibine karşı, uluslararası
terörizme katılmış olması nedeniyle İtalya’da soruşturma açılmış olup, Tunus’a gönderilmek
için sınır dışı edilmesine karar verilmiştir. AİHM, Tunus’a iadesi halinde kişinin
3. maddeye aykırı muameleye maruz kalma konusunda gerçek bir risk altında
bulunduğuna karar vermiştir. Kişinin eylemi ve kendisine karşı yapılan suçlamaların
ciddiyeti, Sözleşme’nin 3. maddesi çerçevesinde yapılacak bir değerlendirme için
uygun bulunmamıştır.
3.1.8. Uluslararası korumanın kaldırılması
AB hukuku kapsamında, bir ülkedeki risk durumunun iyileşmesi halinde, Vasıflandırma
Yönetmeliği’nin 11. ve 16. maddeleri, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 1C maddesindeki
sona erme hükümlerinde belirtildiği gibi, uluslararası korumanın sonlandırılmasına izin
vermektedir.
Örnek: Salahadin Abdulla ve diğerleri davası145, Almanya’nın mülteci statüsü verdiği
bazı Irak vatandaşlarının mülteci statüsünün sona erdirilmesi ile ilgilidir. Mülteci
statüsünün sona erdirilmesinin gerekçesi, menşe ülkedeki koşullarının iyileşmiş
olması idi. ABAD, Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 11. maddesi uyarınca, mülteci statüsü
verilmesine sebep olan, ilgili üçüncü ülkedeki koşullarda daimi ve belirgin bir
değişiklik olduğunda, korkuya mahal veren sebebin ortadan kalmış olması ve kişinin
144 AİHM, Saadi / İtalya [BD], no. 37201/06, 28 Şubat 2008, para. 138; AİHM, Ismoilov ve diğerleri / Rusya,
no. 2947/06, 24 Nisan 2008, para. 127; AİHM, Ryabikin / Rusya, no. 8320/04, 19 Haziran 2008.
145 ABAD, Birleştirilmiş davalar, C-175/08, C-176/08, C-178/08, C-179/08 [2010] I-01493, Salahadin
Abdulla ve diğerleri / Bundesrepublik Deutschland, 2 Mart 2010.
Sığınmanın belirlenmesi ve ihraç etmeye engeller: temel sorunlar
zulüm korkusu duyması için başka bir nedenin olmaması halinde mülteci statüsünün
ortadan kalktığına karar vermiştir. Koşullardaki değişikliği değerlendirilirken, devletler,
korumayı sağlayan aktörünün ya da aktörlerinin zulümü önlemek için makul
adımlar atıp atmadığını ve diğer hususların yanı sıra zulüm teşkil eden eylemleri tespit
etmek ve kovuşturmak ve cezalandırmak için etkili bir hukuk sistemi oluşturup
oluşturmadıklarını sorgularken, mültecinin kişisel durumunu da dikkate almalıdırlar.
Bu koruma, mülteci statüsü sona erdiğinde de ilgili vatandaş için erişilebilir olmalıdır.
Geçmişte çok ciddi zarar görmüş olan mültecilerin ve ikincil korumadan faydalananların
statüsü, bu kişilerin menşe ülkenin sunduğu korumadan faydalanmayı reddetmeleri için
ikna edici sebepler sunabilmeleri halinde (Vasıflandırma Yönetmeliği’nin 11. ve 16. maddeleri),
koşulların değişmesine rağmen ortadan kalkmayacaktır.
AİHS kapsamında, sona erdirme ile ilgili hükümler bulunmamaktadır. Bunun yerine,
AİHM, niyet edilen ihracın öngörülebilir sonuçlarını inceleyecektir. Kişinin gönderileceği
devletin geçmişteki koşulları, mevcut duruma ışık tutabilir, ancak riski değerlendirirken
günümüzdeki koşulları dikkate almak esastır.146 AİHM durumu değerlendirmek için ilgili
hükümet raporlarını, BMMYK ile İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) gibi çeşitli uluslararası sivil toplum kuruluşlarının
sağladığı bilgileri temel almaktadır.
AİHM, genç Tamil erkeklerinin Sri Lanka’ya geri döndüklerine karşılaşacakları riskler
hakkında pek çok değerlendirme yapmıştır. Bu değerlendirmeler uzun süredir
devam eden çatışmalar süresince ve düşmanlık sona erdikten sonra çeşitli
zamanlarda gerçekleştirilmiştir. AİHM, ülke genelinde değişen koşulları kapsamlı
bir biçimde incelemiş olup, ihracın önerildiği zamanda belirli kişileri etkileyebilecek
ülkeye özgü risk faktörlerini dikkate almıştır.147

- Advertisement -

13 YORUMLAR

    • Dublin Anlaşması AB ülkeleri arasında yapılmış olan iltica ve iade süreclerini belirleyen bir anlaşmadır. Hangi Şengen ülkesi vizesi ile geldi iseniz o ülkenin sorumluluğundasınız. Örneğin Fransız Şengen vizesi ile Almanya’ya geldiyseniz. ve Almanya’ya iltica ettiyseniz Almanya sizi Fransa’ya iade edebilir ve iltica işlemleriniz Fransa da devam eder. İade sorunları ile karşılaşmak istemiyorsanız Dublin Anlaşmasını dikkatli okuyunuz ve ona göre hareket ediniz.

    • Hangi ülkenin sizin ilticanizi incelemekle mesul oldugunu analiz etme durumudur. Delillere göre karar verirler. Deliller Vize, Oturum, iltica, o ülkede bulunma, parmak izi vb.

    • Merhabalar Dublin sorumluca anlaşmasıdır yani iltica işleriniz hangi Schengen ülkesinde yürüyecek bunun kararını verdi bir durumdur irticanın kabul veya ret dile alakalı değildir örneğin Polonya oturumunuz varsa ve Fransa iltica etti iseniz Fransa sizi Polonya gönderecektir çünkü oturumu verince falan yolda için sorumlu kolaydır ve çıkabilseniz varsa & İsveçe iltica etti iseniz ise sizce Belçika’ya gönderecektir çünkü bize veren ülke İsveç olduğundan dolayı sorumludur sorumluluk demek iltica ettikten sonra hayatınızın hangi ülkede devam etmesi ile ilgili kararın verildiği bir anlaşmadır irticanın kabulü ver ettiyse canım kabulü ve reddi ise yapılan ana mülakatla alakalıdır ana mülakatta ise ilticayı gerektirecek yaşam özgürlük can güvenliğiniz tehtit tehlike risk altında mı ona bakıyorlar saygılarımızı

    • Merhaba,Dublin demek sorumluluk demek,oturum,vize,parmak izi,sahte evrak,ucak bileti ve alisveris fisleri hangi ulkeye ait ise ilticanizdan o ulke sorumludur,Dublinle ilgili sitemizde yaklasik 700 sayfalik aciklama bulunmaktadir,lutfen onlari okuyunuz https://ilticahaberleri.com/dublin-iii-anlasmasina-gore-zaman-asimi-sureleri/ https://ilticahaberleri.com/dublin-3-anlasmasi/ lutfen linklere bakiniz. Lutfen ya derdinizi tam yazinis,cozum yuretelim,ya da lutfen sitedeki Dublin bilgileri lutfen okuyunuz

      • Merhaba ben hirvatistana kacak yollar ile girdim hirvatistanda 2 defa yakalandim ilk inde 7 gun icinde ulkeyi terk verdiler ikincisinde ise karakolda parmak izi alip bizi acik kampa goturduler orada 3 5 gun icinde yetkililer gelip birseyler soracaklar ilticaniz basliyacak dediler ve biz ikinci gun ordan kactik mahkemeye ye falan girmedik suan almanyada iltica etmek istiyoruz aile olarak herkes diyorki 6 ay beklerseniz pamak iziniz siliniyor boyle birsey varmi yada ne yapmamiz gerekiyor ???

  1. Merhabalar.Ben Türkiye’deki durumlardan dolayı İsveç’e iltica etmek istiyorum.Fakat vize alma konusunda sıkıntı yaşıyorum.Ben İsveç’e havaalanında aktarma sırasında iltica edebilirmiyim.transit bölge diye benim durumumu incelemeye almadan kabul etmeyip geri gönderme durumları olurumu

    • Merhabalar…

      İltica etmek istediğiniz ülke ile ilgi uçağa bindikten sonra ister transit geçişte isterse normal inmek istediğiniz güvenli bir ülkede ben iltica etmek istiyorum dedikten sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Dublin 3 Anlaşmasına göre iltica şartlarınız (Detaylı bilgi için tıklayınız http://www.ilticahaberleri.com/2017/07/20/iltica-islemlerinde-avrupa-insan-haklari-sozlesmesinin-onemi/ ) uyuyorsa sizi geri gönderemezler. iltica etmek istediğiniz batı ülkeleri vize vermekte zorluk çıkarsalar bile ülkeye adım attıktan sonra müşfik bir şekilde iltica başvurularınızı işleme alıyorlar. Yaşadığınız mağduriyete inandıkları takdirde de mülteci ya da sığınmacı olarak ülkede kalmanıza müsade ediyorlar.

  2. Merhaba ben şuan almanyadayim ve buraya gelirken kaçak geldim vize falan birşey kullanmadım. Ancak daha önce hollandadan vize almıştım ama hic kullanmadan süresi bitti. Yani vizeyi hic kullanmadığım için ve almanyaya kaçak yollarla geldiğim için dublin uygulanmama ihtimali olabilir mi ? Acill cevap verin lütfen!!!

    • MErhabalar sistemde vizeniz görünür ve vize sorumludur.

      https://www.youtube.com/channel/UCmM3vFfjylJD0TVdac5Asrg bundan sonra sorulara youtube, @ilticahaber twitter ve @ilticahaberleri instagram üzerinden cevap vereceğiz anlayışınız için teşekkürler.
      Site üzerinden aylık olarak sorulara cevap vermekteyiz. Twitter ve youtube üzerinden günlük cevap verilmektedir.

  3. Merhaba ben hirvatistana kacak yollar ile girdim hirvatistanda 2 defa yakalandim ilk inde 7 gun icinde ulkeyi terk verdiler ikincisinde ise karakolda parmak izi alip bizi acik kampa goturduler orada 3 5 gun icinde yetkililer gelip birseyler soracaklar ilticaniz basliyacak dediler ve biz ikinci gun ordan kactik mahkemeye ye falan girmedik suan almanyada iltica etmek istiyoruz aile olarak herkes diyorki 6 ay beklerseniz pamak iziniz siliniyor boyle birsey varmi yada ne yapmamiz gerekiyor ???

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisement -

Son Eklenenler

Savcılık Gizlilik Kararlarının Nedenleri – CMK 153

Mülteci adayları mülakatlar esnasında, adli, idari ve siyasi soruşturma ve kovuşturma dosyalarına ulaşamadıklarını ve savcılık gizlilik kararı bulunduğunu ifade...

Bilgi Edinme Hakkı kimlere uygulanmaz?

Okuyucularımız, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde devletten bilgi talep ettiklerinde kendilerine bilgi verilmiyor ise; muhtemelen aşağıda bahsedilen gerekçelerle karşı karşıya kaldığından dolayı olabilir.   Başbakanlık Bilgi Edinme...

Türkiye’de Savunma Hakkına Operasyon

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, cemaat soruşturmaları sonucu mağdur olan insanları savunan avukatlara operasyon düzenledi. 11 Eylül Cuma günü, 48 avukat, 7...

Cumhurbaşkanı’na Hakaret Davaları

Günümüzde Cumhurbaşkanlığı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde sayıları giderek artan davalar 5237 sayılı Türk Ceza...

MİT’in fişlemeleri ve yapılan bu fişlemelerin kapsamının anlaşılması

Daha önce yayınlanmış olan yazımızda "Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 81 ilin terör ve istihbarat müdürlüklerine gönderdiği ‘gizli’ damgalı yazıya göre Türkiye’den çıkmış kişileri fişlenmiş olduğu...
- Advertisement -

Daha faza içerik